İskender Pala: Amaç 30 Bin Yıllık Medeniyeti Yıkmak…

SEVİNÇ SATIROĞLU

Tokyo’da işlenen bir cinayet, tarihi eser kaçakçılığı, MOSSAD, CIA… Bu kelimeler başta size mükemmel bir
olay örgüsü ile işlenmiş bir cinayet romanı çağrıştırabilir… Aslında bu kelimeler Ortadoğu’da yaşananların, yüzyıllardır “din savaşları”, on yıllardır “petrol ve su savaşları” olarak tanımlanmalarının ötesindeki karmaşa, kaos ve
trajedinin gerçek nedenlerine götürüyor. Savaşın yaşadığımız coğrafyadan aslında çok da uzakta gerçekleşmediğini,
beynimiz ve algılarımızın da bir savaşın parçası olduğunu görüyorsunuz…

Abum Rabum ne demek? Neden kitabın ismi Abum Rabum?

Kelime Sümerce “yüce baba” demek. Akat dilinde de kullanılıyor. Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemlerde “Yüce Baba” diye ona hitap ediliyordu. Abum Rabum kelimesi, etimolojik olarak incelendiğinde “Abraham, Avram,
İbrahim” olarak kelimelerin bütün dinlerdeki ismin çıkış noktası. Onun için Abum Rabum, Hz. İbrahim demek. O nedenle kitabın adı Hz. İbrahim ile doğrudan alakalı. Fakat kitabın içerisinde o bir şifre halinde. Okuyucu ilk 50 sayfada bu şifrenin ne olduğunu öğreniyor. Ancak ondan sonraki heyecan, ardı ardına sürükleyecek okuru.

“Sanat Toplum İçindir Kaygısını Taşıyorum”
Romanlarınızda olay kurgusunun yanında bolca tarihi ve kültürel bilgi görüyoruz. Bir yanda konu serüveninin ardından koşarken, diğer yandan da çok değerli bilgiler ediniyoruz. Romanlarınızı nasıl yazıyorsunuz
ve konuları, dönemleri, coğrafyaları hangi amaç ile belirliyorsunuz?

Ben bir romanı yazarken yahut yazmaya başlamadan evvel, mekânları, coğrafyaları ve kişileri önceden belirliyorum. Belirleme sebeplerim de bugün dünyanın hangi sancısı var ve benim yazdığım roman hangi derde çare olacak? Biliyorsunuz insanoğlu artık eğlence çağını yaşıyor. Öğrenmek için para, zaman ve güç harcamıyoruz. Ama eğlenmek için para ve zaman harcıyoruz. Roman bu çağın bir eğlence aracı. Asil bir eğlence aracı. İnsanlar eğlenirken onlara
bir şey öğretmenin çağını yaşıyoruz. Çünkü hiç kimse doğrudan öğrenmeyi istemiyor ama eğlenmeyi istiyor. O zaman eğlenirken ona bir şey öğretmek gerek. Ben romanımın geçtiği coğrafyaları, karakter olacak kişileri
yahut orada anlatacak olduğum anı, olayları buna göre seçiyorum. Yani okuyucuma ne öğreteyim? Ben biraz ‘sanat toplum içindir’ kaygısının peşinde olduğum için insanlar bir roman okusun, ama roman okurken de bir
şeyler öğrensinler.

“Batı’nın Amacı 30 bin Yıllık Medeniyeti Yıkmak”

Romanlarınızdaki serüvenlerin geçtiği bölgeler gündemin hareketli coğrafyaları olabiliyor. Abum Rabum da yine böyle, sıcak bölge Ortadoğu’da geçiyor. Ortadoğu’ya dair okuyucunun ulaşması gereken hangi bilgileri anlatıyorsunuz?

Bu romandaki coğrafyamı, son 10-15 yılımızı dolduran Ortadoğu sancısına ayırdım. Çünkü Ortadoğu’da medeniyetler savruluyor. İnsanlık tam bir trajedi yaşıyor. Dünyanın geri kalanı gözlerini kapatmış, görmek istemiyor. Fakat Ortadoğu’da gencecik insanlar henüz hayatı tatmamış çocuklar ve bebekler ölüyor. Ortadoğu’da bir kurşun atıldığında o kurşunun parası dünyanın bir yerlerinden birilerinin cebine giriyor. Ortadoğu’da bir
damla kan aktığında, dünyada birilerinin biti kanlanıyor. O zaman burada bir problem var.

Bu savaşı Ortadoğulular kendileri mi çıkardı?
Hayır… Görünüşte Ortadoğulu kendi kendisiyle savaşıyor, Müslümanlar birbiriyle savaşıyor. Ama hakikaten Müslümanlar birbirleriyle mi savaşıyor? Büyük resme baktığınızda orada kimler savaşıyor? O zaman şöyle bir manzara çıkıyor karşımıza: bu coğrafya ne kadar önemlidir ki, dünyanın pek çok 15 Tokyo’da işlenen bir cinayet, tarihi eser kaçakçılığı, MOSSAD, CIA… Bu kelimeler başta size mükemmel bir olay örgüsü ile işlenmiş bir cinayet romanı çağrıştırabilir… Aslında bu kelimeler Ortadoğu’da yaşananların, yüzyıllardır “din savaşları”, on yıllardır “petrol ve su savaşları” olarak tanımlanmalarının ötesindeki karmaşa, kaos ve trajedinin gerçek nedenlerine götürüyor. Savaşın yaşadığımız coğrafyadan aslında çok da uzakta gerçekleşmediğini, beynimiz ve algılarımızın da bir savaşın parçası olduğunu görüyorsunuz… İnandığınız dinin ve elçilerinin insanoğlunun kendi hırsları içerisinde nasıl başkalaştırıldığını, “kardeş” kavramının bile nasıl yok edildiğini görüyorsunuz. Tokyo’dan başladığınız gizemli bir serüvenle, bugün haber bültenlerinde gördüğümüz yıkılmış Ortadoğu şehirleri ile Hz. İbrahim’in çocuklarının bugüne uzanan kavgasında zamanın nasıl bir akıp geçmeyen kavram olduğunu yaşıyorsunuz. Ve tüm bunları size, içinde macera kadar coğrafya, kurgu kadar tarih de içeren bir roman yaşatıyor. Divan edebiyatının usta ismi İskender Pala, son romanı Abum Rabum’da işte bu konuları işliyor. Pala ile dünyanın gündemini yakalayan Abum Rabum romanındaki Ortadoğu ve Batı’yı konuştuk. Milleti burada görünmeyen bir savaşın cephelerini, siperlerini oluşturuyor. On binlerce yıl insanlığa beşiklik etmiş, peygamberler çağını yaşamış ve ilginçtir on binlerce yıllık bu medeniyet ve tarih birikiminin karşısında bugün ancak 2 bin – 3 bin yıllık bir tarihle Hz. İsa’dan bu yana 2 bin, Hz. Musa’dan bugüne 2 bin 900 yıllık bir tarihle – milletler duruyor. Bugün dünyanın neresinde bir insana sorsanız Ortadoğu ile bir göbek bağı vardır. Ya din yönünden ya ırk yönünden ya medeniyet yönünden. Ama Batı dünyası bugün bunların hepsini inkâr edip, dünyanın merkezi benim, başlangıcı benim demeye ve bu algıyı insanlara yayabilmek için Ortadoğu’yu yok etmeye çalışıyor. Ortadoğu’daki bütün 10 bin – 30 bin yıllık kültür yok olmalı ki, bu iddiada bulunan insanların 2 bin – 3 bin yıllık kültürü başlangıç olabilsin.

Bugün Ortadoğu’da yaşananların temel nedeni, bu mudur?

Bütün bunları yok edebilmesi lazım ki, Batı anlayışı, Olimpos’un anlayışı dünyayı yönetmeye
devam edebilsin. Onun için Olimpos’un çocukları ile Hira’nın, Tur Dağı’nın, Tanrı Dağı’nın çocukları daima kavga etmelidir. Bu bir güç mücadelesidir. O güç mücadelesinde en bariz gösterge Ortadoğu’da duruyor, 30 bin yıllık tarih… Bunu yok etmek zorundaki, “her şey bende vardı” densin.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir