Sanatta Mutlak Özgürlük Kavramı ve İlahi Vahiy

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

“Sanatçılara özgü sezgisellik, ilahi vahye bakışımı değiştirdi”, diyen Ressam Hülya Yazıcı ‘bir tarafta alabildiğine bir
sözde özgürlük alanı, diğer tarafta hiç sorgulanmamış yasaklar kısıtlanmalar’ diyerek sanatta mutlak özgürlük
olmadığı sonucuna vardığını ifade ediyor.

Malum ülkemizde sanat yapmak zor, özellikle plastik sanatları ‘Müslüman’ kimlikle yapmak daha da zor. Siz nasıl karar verdiniz?

İnsandaki sanatsal yetenek ve estetik algının ontolojik olduğuna inanıyorum. Düşünebilen bir varlık olan insan, kendini keşfetme sürecinde aynı zamanda yaradılış kodlarına göre davranarak yaşadığı toplumu imar etme, medeniyet bilinci oluşturma gayreti içindedir. Benim de kendi kişilik özelliklerimi keşfetmem zor olmadı, çünkü her şey kendiliğinden gelişiyor siz gayret gösterdiğinizde. Doğaya olan yakınlığım meraklı ve gözlemci bir kişiliğe sahip olmam sebebiyle oyunlarımı kurgularken bile var olanı tanıma heyecanı ve yeni bir şeyler ortaya çıkarmak üzere tasarımlar yaptığımı hatırlıyorum. Ortaokulda, Ressam Cuma Ocaklı resim öğretmenimdi. 6 öğrencisine okulda bir
atölye imkânı sağlamıştı. Öğlen tatillerimi burada resim yaparak geçirmeye başlamıştım. Liseden sonra Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünde devam ettim. Akademi de canlı modelden desen çalışmak şarttı. Ailem
çok muhafazakâr bir yapıya sahip değildi, bu durumu anlattığımda olumsuz bir tepki almadım. Ancak önceleri yadırgadığım bu durum giderek olağanlaşsa da diğer taraftan bu normalleşme süreci benim ruhumda
bir şeyleri huzursuz etmeye başlamıştı.

Tasvir Yasağının Nedeni Tapınmayı Önlemek

Miraç tablonuz nedeniyle eleştirilmiştiniz…

30 yıl önce açtığım sergilerde miraç eserim vardı. 90’larda aynı dönemde Erol Akyavaş da Miraç resimleri yapıyordu. Fakat ben ilk sergilememde Müslüman basın tarafından eleştiriler almıştım. Miraç ve Peygamber Efendimiz resmedilir mi düşüncesiyle. Kullandığım dil tamamen sembolik olmasına ve imgesel bir dil kullanmış olmama rağmen. Sünni gelenekte bu tutuculuk hâkim olsa da Şia dünyasında peygamber tasvirleri yapılmış. Benim maksadım tamamen bunların dışında, bakanın zihninde bu hadiseyi hatırlatacak tamamen soyut bir ifade ile bir iz
bırakmaktı. ‘

Miraç’ ve ‘Hicret’ başta olmak üzere çeşitli peygamber mucizelerini resmettiniz. İslâm’da tasvir konusu yıllarca sanata olan bakışımızı da yönlendirdi. Stilize edilmiş bir sanat anlayışı ortaya çıktı. Tasvir konusuna yaklaşımınız nedir?

Bütün semavi dinlerde tasvirle ilgili bir yasak söz konusu olmuştur. Mantıklı bir açıklaması da var elbet. Tekrar çok tanrılı dinlere dönülmemesi, yani putperestliğin önlenmesi için alınmış bir önlem. Hristiyan dünyası bunu Rönesans ile aştı. Musevilik yasağa riayet etme konusunda çok dikkatli davranmakla birlikte onun yerine geçebilecek başka özgün bir şey ortaya koyamadı. İslâm dünyası ise yazıyı bir sanat haline getirerek ve geometrik formlardan yola çıkarak ilahi yasalara, tevhid düşüncesine, felsefi ve sanatsal açılımlar kazandırmıştır.İslâm dünyasında suretin yasaklanmasının en temel sebebi, Hz. Peygamberin tasvirlerinin yapılarak zamanla tapınma aracı olmasını
önlemeye yöneliktir, diye düşünüyorum. Bu suretler dünyasında nereye baksanız bir suret görürsünüz, aynaya baksanız kendi aksinizi, en basit örnekle. Bugünün artık fotoğraf çektiren, evlerinin içindeki TV ekranlarından ve akıllı telefonlardan her an muhatap olduğumuz suretleri temaşa eden çağın Müslümanlarının, hala tasvir yasağını konuşmaktan imtina etmesi manidardır. Yoğun olarak resim yaptığım ve bir uslup arayışı içinde olduğum 90’lı yıllarda, dini mitolojik temalardan etkilenerek bir seri oluşturdum. Bu seride Miraç, Hira, Kâbe, Tur ve Musa, Kuyuda Yusuf, Kutsal su gibi, aslında çok da sergilemediğim resimler yaptım. Sanat çok zengin bir dil, kelimeleri imgeler olan. Sanatın bu bütün insanlığı muhatap alan evrensel dili insanlar arasında çok önemli etkileşimler kurabiliyor. Bu yüzden ben soyut sembolik ve mesajı güçlü bir aktarımı tercih ediyorum.

Yasaklar sanat üretimini engelliyor mu?

Esasen sanatçıyı yasaklarla frenlemek, üretimini durdurmak mümkün değildir. Bu nedenle yasaklar her zaman yeni bir çıkış yolu bulmanıza sebep olur, hayal gücünüzün sınırlarını zorlamanıza yol açar, nihayet İslâm’ın sanatı da buradan doğmuştur.

18. yy’a Kadar Sanatİlahi Vahyi Anlatma Aracıdır

Sanatta özgürlük nerede başlar nerede biter, sanat hudutsuz özgürlük aracı mıdır?

18. yüzyıla kadar sanat, ilahi vahyi insanlara anlatmak onları daha derinden etkilemek için en önemli araç olmuştur, müzik de buna dâhil. Ancak 18 yüzyıl batı aydınlanması ile birlikte sanatta bireysellik öne
çıkartılmış. Sanatta özgürlük de bu dönemde konuşulmaya başlanmış ilk kez. İnsanın yeryüzünde en önemli arayışlarından biri özgürlük arayışıdır. Ben yeryüzünde sonsuz bir özgürlüğün var olmayacağına inanıyorum.
Dikkatle baktığınızda her şeyde bir sınırlama ve ölçü var. Parmak izlerimiz bizi ele veriyor, atmosferin dışında yaşamamız mümkün değil çünkü orası başka bir varlık alanı, kısaca insan ne olduğun haddini bilmeli ondan bekleneni yapmalı. Yaşadığı topluma, insanlığa güzel bir şekilde katkıda bulunmalı yaşamı süresince, iyilik yapmalı ve kötülüğe engel olmalı. Çünkü bizim özgürlük beklentimiz başka birinin özgürlüğünü kısıtlamak anlamına gelebilir. İlk çağ filozofların sanat ve düşünme biçimlerini hala çok önemsiyorum. Sanatın bireyden topluma yansıdığını ve sonuçta toplumsal etkilereyol açtığını düşünürsek sanatın başlangıcı olan estetiğin en önemli sorunu olan güzelin,iyi, faydalı gibi toplumsal değerlerle de desteklenmesi gerektiğini ortaya koymuşlar, bu çok önemli.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir