Coğrafyamızda Merak Duygusu Giderek Köreliyor

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

Belgesel yapımcısı, gazeteci, gezgin Coşkun Aral, bugüne kadar farklı coğrafyalarda neden iz sürdüğünü anlattı. Aileler tarafından aşılanan korkuların merak etmeyi engellediğini dile getiren usta belgeselci “Coğrafyamızda merak duygusu giderek köreliyor” diyor.

Bu zamana kadar hep “insanların kaçtığı yerlere” gittiniz. Sizi o bölgelere hangi duygu çekiyordu?

Merak. Olması gereken bir duygudur ama bizim toplumumuzda maalesef eksik. Biraz annelerden kaynaklanan bir durum. Çünkü çocuk yetiştirirken çok fazla korumacılık, çocukların meraklı olma özelliklerini kaybetmelerine neden oluyor. Ben çok erken yaşlarda annemden uzak, halamın yanında büyüdüm. Merakım çocukluğumdaki gibi aynen devam etti. Hatta kurucularından biri olduğum İZ TV’nin de sloganlarından biri de “merak et”tir.

Ama siz turistik geziler yapmıyorsunuz. Tehlikeli bölgelere gidiyorsunuz…

Merak ve sorgulama özelliğimiz sayesinde keşfediyoruz. ‘Ben kimim?’ ile başlayan ve sürekli sorgulayan aklımız sayesinde gelişiyoruz, ilerliyoruz. Tehlike her yerde var. Bu kapıdan çıktığınızda kafanıza bir inşaatın kalası da düşebilir, bir araba da çarpabilir. Bizim tehlike ile baş edebilmeyi bilmemiz gerekiyor, ona göre önlemler almamız gerekiyor. Bu önlemleri de yaşanmışlıklardan ders alıp, aklımızı kullanarak alabiliriz. Elbette çatışma alanlarındaki tehlike bambaşka.

Peşine düştüğünüz şeyler size bugüne kadar ne öğretti?

İbni Haldun’un dediği gibi ‘Coğrafya kaderdir.’ Gittiğim yerlerde herkesin kötü olabileceğini gördüm. Kendim de kötü olabileceğim yanlarımı biliyorum. Her şey bulunduğunuz an ve iklime bağlı. Coğrafya denilince akla harita üzerinde belirlenmiş sınırlar geliyor. Oysa coğrafya sadece bundan ibaret değil. İçinde bulunduğunuz durumlar da davranışlarınızı değiştirebilir. Örneğin, Amazon Ormanları’na gittiğiniz anda ışıktan mahrum olursunuz ve bu da bedeninizin ihtiyaçlarını değiştirir. Bence işin sırrı, insanın farklı coğrafi koşullara adapte olma yeteneği.
Ben insanüstü bir varlık değilim. Vücudumu ve değişimlerin neden olduğu süreçleri iyi biliyorum. Bana bedenim, aklım ve ruhum o an yaşamak zorunda olduğumu söylüyor. Ben de yapmam gereken neyse onu yapıyorum.

Şu anda mülteciler üzerine bir proje yapıyorsunuz… Meselenin bir siyasi boyutu bir de sosyolojik boyutu var. Bu meselenin üstesinden gelebildik mi sizce?

Mültecilik konusu üzerine kendi yapmış olduğum çalışmaların yanı sıra farklı objektiflerden farklı ülkelerdeki mülteci dramlarına tanıklık etmiş meslektaşlarımla Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’dan başlayıp, Ankara ve İstanbul’da sergiler açtık, paneller düzenledik. Şubat ayının başında da yine mülteci dramlarına tanık olmuş Tayland’ın başkenti Bangkok’ta sergimiz açılıyor. Ardından bu sergiyi Türkiye’de Gaziantep ve Avrupa’da da Paris ve Berlin gibi şehirlerde de devam ettireceğiz. Bu projenin uzun dönemde, katılımların artarak devam edeceğini düşünüyorum. Bizim başta yaptığımız hatalar ve onun yarattığı sonuçlar yakın zamanda fark edildi. Şu anda yapmamız gereken tek şey ülke olarak, bizde kalacak mültecilerin entegrasyonu, iş gücü ve yaşam kalitelerinde istismarın kaldırılıp, onların da artık bu toplumun bir parçası olarak kabul görmelerini sağlamak. Dönmek isteyenlere de ülkelerinde taraf tutmadan barışın kalıcı olması için çaba göstermek.

PERDE PİLAVINI GÜZEL YAPARIM

“Annemin Yemekleri” adında bir de yemek kitabı çıkardınız. Bu yönünüz nereden geliyor?

Yemek yemeyi severim, iyi de yemek yaparım. Yemek konusunda Türk mutfağı dâhil farklı mutfaklara ilişkin konferanslar da veriyorum. Annemin yemekleri projesini annem kalp ameliyatı olduğu dönemde, ona sürpriz olsun diye hazırladık. Çok da mutlu oldu. Siirtli olduğum için Siirt mutfağına ait yemekleri yaparım ama annem kadar iyi içli köfte açamam. Perde pilavında iyiyimdir.

 

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir