Kandinsky’in Gözüyle ‘Sanatın Lirik Geometrik Tarafı’

Rus ressam ve kuramcı Vassily Kandinsky, sinestezi hastasıydı… Renkleri ‘duyabilme’ veya ‘harf olarak kodlama’ özelliğine sahipti.

Modern sanatın gelişmesinde önemli bir rol oynayan Vassily Kandinsky, hukuk öğrencisi iken Manet’in bir tablosundan etkilenerek kendini sanata adadı. Sanat eğitimi almak için önce Almanya’da sonra Hollanda ve
İtalya’da araştırmalar yaptı. 1911 yılında Klee ve Franz Marc ile karşılaşarak ‘Mavi Süvari’ hareketini kurdu. 1912’de ise ilk retrospektif sergisini Almanya’da açtı. Kandinsky hem ressam kimliği hem de sanat üzerine kuramcılığıyla
dünya için önemli bir kişiliktir. Sanatını ‘lirik geometri’ olarak tanımlayan Vasilly Kandinsky, bir sinestezi hastasıydı.
Ressam kimliği ile renkler ve sesler arasındaki uyumu tablolarına yansıtarak sanata farklı bir bakış açışı getirdi. Yaptığı resimlerden sonra eserlerinin derinliğini kuramlar üzerinden aktarmaya çalışıyordu.

Renklerin Kendine Özgü Bir Sesi Olduğunu Bilseydiniz…

Gökyüzüne baktığımızda içimizi ısıtan güneşi sadece sarı renk olarak görürüz değil mi? Ya da bulutların sadece beyaz renkte olduğunu biliriz… Ya renklerin kendilerine özgü bir melodileri olduğunu bilseydik… Sinestezi
hastalığının kelime kökeni, birleşik duygular olarak tanımlanır; kelime Yunancadan türemiştir. Sinestezi hastalığında beyin duyduğu sesleri zihinde görsellere çeviriyor, görselleri de seslere dönüştürerek algılanmasını
sağlıyor. Hastalığın pek çok biçimi vardır. En sık rastlanan şeklinde kişi, harfleri renk olaraktanımlar. Her harf, kişi tarafından farklı bir renk olarak algılanır ve kodlanır.

Önemli İsimlerin Ortak Yanı

Sinestezi hastalığı sanatçı, yazar ve ressamların yaratıcılığına önemli katkılar da sağlamıştır. Mesela dünyada bilinen birçok ünlü; Vladimir Nabokov, Amy Beach, Gyorgy Ligeti, Joachim Raff, Henrik Wiese, Franz Liszt, Olivier Messiaen, Konstantin Saradzhev ve bilim adamı Nikola Tesla ile fizikçi Richard Feynman gibi bu hastalığa sahip isimlerden birkaçıdır.

SANATTA MANEVİLİK ÜSTÜNE

Vassily Kandinsky kendini gençlerin eğitilmesine adayarak eserleri üzerinden kuramlar üretmiştir. Kitapta, Kandinsky’e ait resimler, kuramlar eşliğinde okurlara sunulur.

Her Dönem Kendine Özgürdür
Sanat eserlerinin, duyguların anası olduğu için kültür döneminde kendine özgü ve tekrarlanmayacak özelliğe sahip olduğu belirtilmektedir. Yazar bu yüzden eski sanat ilkelerini yeniden canlandırma çabalarının boşver ve değersiz bir çaba olacağı ifade eder. “Heykelde aynı ilkeleri kullanma gayreti de sadece Yunan heykeline benzer biçimler yaratır,bu arada eser ilelebet ruhsuz kalır. Böylesi taklit maymunların yaptığı taklitlere benzer.Dıştan bakıldığında maymunun hareketleri öbürünün tıpatıp aynısıdır.”

Geleceğin Tohumunu Taşır

Kandinsky sanat biçimleri arasında zorunlu bir benzerliğin olduğunu söyler. Yeni sanat ile eski dönemler arasında benzerliğin kolayca görülebileceğini belirtir. Fakat yeni sanat ile eski dönemlerdeki tabanın birbirine
zıt olduğunu da dikkat çeker. “Birinci benzerlik dışsaldır, ikinci ise içseldir, o yüzden içinde
geleceğin tohumunu taşır.” der.

Maddeci Sanatın Zararları

Bazı sanatçıların kendi hünerine uygun buluş, duyuş gücüne göre de maddi bir karşılık aradığını belirten Kandinsky, bunların amacının sanat hırslarını doyurmak ve ceplerini doldurmak olduğunu açıklar. Sanatçıların ortak bir çalışma yerine hırs ve maddi hedefe yönelik mücadele verdiklerini söyler. Maddeci sanatın sonuçlarını ise nefret, taraf
tutma, takım kayırma, kıskançlık, entrikaların hedefinden yoksun edilmiş sanat olarak sıralar.

Sanat Duyarlı Alanımız

“Edebiyat, müzik ve sanat bu manevi dönüşümün kendini ilk olarak ele tutulur biçimde hissettirdiği, duyarlı alanlardır. Bu alanlar ünümüzün kara tablosunu ayna gibi resmetmekte, başlangıçta küçük bir nokta olarak az kimsenin farkında vardığı ve büyük bir kitle var olmayan yüceliği keşfetmekteler.”

Renklerden Tat Alma

Vassily Kandinsky resim sanatında renklerin etkisi için ‘güzel kokan renkler’ tabirini kullanır. Rengin tadı söz konusu olduğunda ise bu konu hakkındaki açıklamaların bir işe yaramadığını söyleyerek doktordan örnek
verir. Doktorun renklerin koktuğunu söyleyen hastasını ‘manevi yönden olağanüstü düzeyde’ bir insan olarak nitelendirir. Doktor hastasına belli bir sosu aynı zaman diliminde verir, hastası ise sosun ‘mavi’ renk gibi tat
verdiğini söyler.

Sanat Ürününün Ortaya Çıkışı

Hakiki sanat eserinin ‘sanatçının içinden’ esrarengiz, anlaşılmaz, garip, mistik bir şekilde doğduğunu söyleyen Kandinsky, eserin sanatçıdan ayrılmasıyla bağımsız bir özne haline geldiğini ifade eder. “Resim bir sanattır
ve sanat bütün olarak alındığında, boşlukta akıp kaybolan nesneler üreten amaçsız bir yaratma işi değil, amacı olan bir kudrettir ve insan ruhunun gelişip incelenmesine hizmet etmelidir: üçgen hareketi. Sanat, ruhlarına sadece kendine özgü biçim içinde olanların günlük rızkı olan nesnelerden söz eden dildir; ruh da bu rızkı sadece söz konusu o biçim içinde edinilebilir.”

SESLER

Kitap 20. yüzyılın önemli ressam ve kuramcısıVassily Kandinsky’in deneme ve şiirlerinden oluşmaktadır. Sesler kitabından sizin için seçtiklerimiz;

“Bir keresinde kimsenin yaşamadığı bir
dağ köyüne gitmiştim. Evler inci gibi beyazdı
ve her birinin sıkıca kapalı yeşil panjurları
vardı. Köyün orta yerinde otları gür yeşil
bir meydan, meydanın ortasında sivri çatılı
yüksek bir çan kulesi olan çok eski bir kilise
vardı. Kulenin büyük saati ilerliyor ama vurmuyordu.
Çan kulesinin dibinde çok şişkin
karınlı kırmızı bir inek duruyordu. Hareketsizdi
ve miskin miskin geviş getiriyordu. Her
ne zaman saatin yelkovanı bir çeyrek, yarım
veya tam saati gösterse, böğürüyordu inek:
‘Oyy! Telaş yapmayın!” ve sonra yine geviş
getiriyordu.’’

Mavi Her Yerde Kırmızı Battı Batacak

Yazar ilahi başlığıyla şu yazıyı yazar: “İçeride,
oynaşıyor mavi here. Yırtık pırtık kırmızı
bez. Kırmızı paçavra, mavi dalgalar. Kapalı
duran kadim kitap, suskunca bakış uzaklara.
Loş yanılmasalar ormanda, kabarıyor mavi
dalgalar. Kırmızı paçavra battı batacak.”
“Bölünmüştüm ikiye. İki elimle tutup
bitiştirdim iki ucu. Bir şeyler çoğaldı çepeçevre.
Pek yakında, etrafında. Görülecek bir
şey yoktu. Düşündüm, hiçbir şey yoktu orada.
Yine de ilerleyemedim. Peynir fanusundaki
bir sinek gibiydim. Bir başka deyişle, hem görünmez,
hem üstesinden gelinemez. Boşluk
hatta. Tek bir ağaç duruyor karşımda, daha
doğrusu bir ağaççık. Yaprakları yeşil, bakır
pası gibi. Demir gibi yoğun ve o denli sert.
Kan kırmızı elmalar sarkıyor dallardan. Hepsi
o kadar.”

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir