‘‘Sanatta Değişmez Değerler Yoktur’’

“Benim motivasyonum bu mekânsal yücelik değil. Kurguladığım içeriğin çalışırken yüzey üzerinde gelişen iç sınırları.”

Sanatçı Ahmet Güneştekin ile sanat dünyasını ve tasarımlarını konuştuk. Güneştekin, sanatın herkes için bir hak olduğunu düşündüğünü ve yaşamımızda dönüştürücü ve iyileştirici gücüne her şeyden çok ihtiyacımız olduğunu söyledi.

İlk resminizin bir güneş olduğunu okumuştum, neden güneş, bir hikâyesi var mı?

Yaşadığımız evrende birden fazla güneşleri olduğu için ışığa boğulan, hiç güneşi olmadığı içinse karanlığa gömülen, yaşamın oluşamadığı gezegenler var. Dünyada yaşamın oluşması, bölünmez ve sürekli ışıyan tek bir güneşi sayesinde. Bu tek olan güneşin mitsel çağrışımlarının benimsediği bir dünyada büyüdüm. Çocukluğun o evrensel
sorgulayan ve meraklı düşünceleri, beni renk ve formların nasıl oluştuğu sorusuna iterken güneş hem iç dünyamda hem de dış dünyamda bir çekim noktası olarak belirmeye başladı. Renk ve formların, bölünmez, sürekli olan
bu güneşimizin yaydığı ışığının, yeryüzündeki toz zerrecikleriyle ilişkisinden doğduğunu biliyoruz. Bu ilişkinin bizim renk ve formları görme, algılama, bir bağlama yerleştirme ve ifade etme biçimlerimizle de yakın bir ilişkide
olduğunu düşünüyorum. Çünkü gökyüzünün mavisini gördüğümüzü söylediğimizde, aslında, ışığın giremeyeceği boşluğun mutlak karanlığını gördüğümüz karanlıktan söz edebiliriz. Ama mavi bir gökyüzü görüyoruz yine de… Güneş tarafından aydınlatılan en ince toz zerrecikleri sayesinde görüyoruz. Renk ve formları oluşturan da bu korelasyon, bu geçişli durum.

İsimleri İçeriğe Göre Veriyorum

Eserlerinize adlarını çalışmaya başlamadan önce mi bitirdikten sonra mı veriyorsunuz?

Eserlerime adlarını, tamamladıktan sonra veririm. Bazen hemen bitirdiğimde veriyorum bazen de bir süre bekliyorum. Ama her iki durumda da konusunu bildiğimden bu
içeriğe göre isimlendiriyorum.

İki Farklı Kavramın Bir Araya Geçmesi

Çalışmalarınızda mitolojik öğeler egemen, size özgü bir geometri anlayışı görüyoruz ve üç boyutlu yöntemler kullanıyorsunuz. Aynı zamanda gelenek ile modernizm kavramlarını vurguluyorsunuz. Bu yaklaşımları ve kavramları işlerinizde bu kadar incelikli bir şekilde bir araya getirmeyi nasıl başarıyorsunuz? Ürettiğiniz eserlerde sizin için önemli olan nedir?

Görebileceğimiz formlar, ışığın ve karanlığın birleşmesinden oluşuyor; sadece ışık ya da karanlık var olmuş olsaydı görebileceğimiz formlar var olamazlardı, çünkü karanlık ancak diğeri ile olan karşıtlığından dolayı oluşabiliyor. Benzer şekilde, varlık ya da hiçlik de sürekli oluş halinde olanda birleşirler. Diyalektik sentez olarak tanımladığımız bu durumun can alıcı noktası, karşıtlıkların yeni bir kavram oluşturması ve oluşan bu yeni kavram içinde izlerinin tümüyle yok edilmiş, silinmiş bir şekilde asimile edilmesi değil de her ikisinin aşılma yoluyla korunabilmesidir. Böyle
bir düşünme biçimini benimsiyorum, karşıtlıkları ve çelişkileri mitoloji anlayışımı inşa etmek için kullanıyorum. Bu düşünme biçimi iki farklı kavramın birbirine geçmesini sağlıyor: mitoslar ve modernizm. Bu iki kavramın bileşiminden her iki kavramın hem korunup hem de aşıldığı farklı bir kavram daha oluşuyor. Burada mitos ve modern olana ait evrenler katı bir biçimde birbirlerinden izole edilmiş olmuyor, her ikisini de tek başlarına anlamsız olurlardı. Güncel ve doğru anlamları karşılıklı karşıtlıklar içinde gözlemlendiğinden oluşuyor ki bu her ikisinin varlığının korunması ve sürdürülmesi demektir. Bu düşünme biçimi, mitoslara içkin subjektif esasları tahayyül etmemi sağladığı gibi malzemeleri/materyalleri seçme, uygulama ve düzenleme yöntemlerinde istediğim denemeler yapmama olanak veriyor. İşleri olağandışı bir dinamizm ile saran da materyal düzenlemelerinin çeşitliliği kadar
bu dinamizm.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir