Bu Ay Hangi Kitaptan Başlasak?

İlkbahar aylarını geride bırakarak yaz ayına merhaba dedik ve yazın enerjisiyle Haziran ayında hangi kitapları okusak soruna bir cevap bulmak istedik.

Bu ay hangi kitaptan başlasak? sorusuna cevaben hazırladığımız haberimizde Gabriel Garcia Marquez’in Nobel ödüllü romanı ‘Kırmızı Pazartesi’den, şiirleri hayata bağlayan pencere olarak gören Füruğ Ferruhzad’ın dizelerine,  Prof. Dr. İsmail Faruki’nin ‘Bilginin İslâmîleştirilmesi’ kitabına kadar geniş yelpazeli listeyi sizler için hazırladık.

Kitap: KIRMIZI PAZARTESİ- GABRİEL GARCİA MARQUEZ

Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, önemli eserlerinden olan Kırmızı Pazartesi romanında herkesin bildiği ancak kimsenin engellenmeye çalışmadığı bir namus cinayetini konu alıyor. Hem Kolombiya’da hem de yayınlandığı pek çok ülkede çok satanlar listelerinde yer alan kitabın kahramanı Santiago Nasar… “Kırmızı Pazartesi” bir yandan bir cinayetin olay örgüsünü işlerken diğer taraftan da bir halkın ortak davranış kalıplarını gözler önüne seriyor.

Toplumun Olaya Karşı Duyarsızlığı

Olaylar, Santiago’nun bir arkadaşının ağzından ve röportaj şeklinde anlatılmaktadır. Kitap, Angela Vicario ve Bayardo San Roman’ın düğünüyle başlar. Bayardo San Roman, bölgeye henüz yeni taşınmış ancak kim olduğu hiç kimse tarafından tam olarak bilinmeyen bir zengindir. Hakkındaki konuşmalara son vermek isteyen Bayardo San Roman, ailesini de yanına aldırır ve evlenecek birini aradığını ilan eder.

Bayardo, bir gün Angela Vicario’yu görür ve onunla evlenmeye karar verir. Bayardo’nun zengin olduğunu öğrenen Angela bu teklifi kabul eder ancak evlilikleri sadece altı saat sürer. Çünkü Bayardo, Angela’nın bakire olmadığını anlamış ve onu evine geri göndermiştir. Angela’nın eve geri gönderilmesini hazmedemeyen kardeşleri Pablo ve Pedro’nun olaya dâhil olması ile örgüsü genişleyen romanda, Bayardo öldürülünceye kadarki süreç yazar tarafından detaylıca işlenir.

Kırmızı Pazartesi, namus cinayetinin vahşetini gözler önüne seriyor. Okuyucu, kitabın ilk cümlesinden beri cinayetin işleneceğini bilmesine rağmen, son sayfaya kadar nasıl işlendiğini öğrenemiyor. Sıradan cinayet romanlarının aksine, cinayeti kimin işlediği değil, nasıl işlendiği merak konusudur. Marquez bu romanıyla Nobel ödülünü kazanmıştır.

Biraz da Şiir Olsun Diyorsanız

Kitap: BİR BAŞKA DOĞUŞ-FÜRUĞ FERRUHZAD

Melankolik bir şair olan Füruğ Ferruhzad, kısacık ömründe toplumsal eleştiriler ve aşk üzerine önemli dizeler bırakmıştır. Şair yaşadıklarını ve çevresinde olup biten her şeyi şiir ile anlatabilme kabiliyetine sahipti…

Şiirde Kendini Yeniden Bulan Şair

Ferruhzad, şiiri kendisini hayata bağlayan bir pencere gibi görürdü: “Bana göre şiir, ona yaklaştığımda kendi kendine açılan bir penceredir. Yanında oturuyorum, bakıyorum, şarkı söylüyorum, bağırıyorum, ağlıyorum… Pencerenin öte yanından birinin beni dinlediğini biliyorum. Şiir, geniş anlamıyla ‘varlık’a bağlanmak için bir araçtır. Onun en iyi yönü, insanın şiir söylerken ‘Ben de varım’ ya da ‘Ben de vardım’ diyebilmesidir. Ben, şiirimde bir şey aramıyorum. Aksine şiirimde kendimi yeni yeni buluyorum.”

Kitaptan Seçtiğimiz Dizeler

Bir Başka Doğuş

“Ah… Budur benim payım, budur benim payım,

Benim payım, bir perdenin asılmasının benden aldığı bir gökyüzüdür.

Benim payım, terk edilmiş merdivenden inmek ve çürümede ve gurbette bir şeye kavuşmaktır.”

Yeniden Selamlayacağım Güneşi

“Yeniden selamlayacağım güneşi, içimde ırmağı, derin düşüncem olan bulutları.

Benimle birlikte kuru mevsimlerden geçen, bahçedeki akkavakların acı gelişimini, tarlaların gece kokusunu…

Yeşil tohumlarla dolduran toprağı…”

Bilgileri Yeniden Yorumlamak İstiyorsak

Kitap: Bilginin İslâmîleştirilmesi- Prof. Dr. İsmail Faruki

Yazar, “İslâm’ın düşünce ve yaşam olarak varlığın bütün yönleriyle ilgilendiği hususunda hiç kuşku yoktur.” der ve Müslüman bilginlerin yüzeysel ve zararlı eğitim yöntemlerinden vazgeçmelerinin zamanının geldiğini söyler. Eğitimde yapılacak düzenlemelerle çağdaş bilginin İslâmîleştirilmesi gerektiğini belirtir.

İslâmî Eğitimin Kalesi

Kitapta eğitim sistemlerinin ‘modern’ veya ‘İslâmî’ olmak üzere ikiye bölünmesinin, Müslümanların ilerleyişi önünde bir engel olduğu söylenir. Geçmişte bazı önemli Müslüman önderlerin, yabancı görüşü esas alan konuları da ders programlarına ekleyerek, eğitim sisteminin ikiye bölünmesine çare aradıkları belirtilir. “Seyyid Ahmed Han ve Muhammed Abduh bu yolun önde gelen iki örneğidir. Cemal Abdünnasır, İslâmî eğitimin en sağlam kalesi El-Ezher, 1961 yılında ‘modern’ bir üniversite haline getirerek bu stratejiyi en sona kadar uygulamış oldu. Bunların ve benzeri milyonlarca insanın bütün çabaları, ‘modern’ denilen konuların zararsız olduğu ve Müslüman güçlendirmekten başka bir etkileri olmayacağı varsayımına dayanmaktaydı.”

Sürekli Çatışma Ortamı

Kitapta, İslâm âleminin kendi içerisinde bölündüğü ve sömürgeci güçlerin, ümmeti elliden fazla milli-devletle parçalayarak, hepsini birbirine düşman ettiği anlatılmaktadır. Batılılaşmadan yana olan Müslüman önderlerin bilerek veya bilmeyerek, İslâm dinine ve yönettikleri halkın kültürlerine zarar verdiklerini belirten yazar, ümmetin bunalım nedeninin eğitim sisteminden başladığını söyler. Çözüm için ise üniversite düzeyinde zorunlu olarak ‘İslâm Medeniyet Dersi’ verilmesi gerektiğini ifade ederek; ‘Toplumun bir üyesi ya da vatandaşı olması ona ümmetin kültür birikimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmak ve kendi Müslüman toplumunu anlatıp medeniyetine aşina olmak görevini yüklemektedir.’ der.

En Büyük Eksikliğimiz

Kitapta bilginin İslâmlaşmasının ve diğer disiplinlere uygun ders kitapları hazırlamanın zor bir görev olduğu vurgulanmaktadır. İslâm âleminde üst düzey düşünceler üreten merkezlerin olmadığı belirtilerek; ‘İslâm âleminde böyle üst düzeyde düşünceler üreten bir merkezin hala bulunmayışı acınacak bir durumdur. İslâm düşüncesi karargâhı vazifesi görecek, disiplinlerin İslâmîleştirildiği, lisans ve lisansüstü programlarının uygulandığı sınıf ve amfilerde bu sürecin denendiği bir üniversiteye ihtiyacımız var.’ denilmektedir.

Bilgiyi Yeniden Şekillendirmek Gerekir

Prof. Dr. İsmail Faruki, Müslüman bilim adamlarının modern disiplinleri öğrenerek, onlardaki bilgilere hâkim olması gerektiğini ve edindikleri bilgileri de İslâmî kültür birikimiyle bütünleştirmeleri gerektiğini belirtir. ‘Müslüman aydınlar ve liderlerin üzerlerine almakla yükümlü bulundukları ödev işte budur: Beşeri bilgi mirasının tümünü İslâm gözüyle yeniden şekillendirmek. İslâmî görüş; hayati hakikat ve dünya ile ilgili olmalıdır ki görüş olabilsin. İslâm’ın Onunla irtibatını kurarak bilgiyi yeniden şekillendirmek, onu İslâmlaştırmaktır. Yani onu yeniden tanımlama;  verileri yeniden düzenlemek, üzerinde yeniden akıl yürütmek, sonuçları yeniden değerlendirmek, hedefleri yeniden ayarlamak ve bunu yaparken de bilim dallarının İslâm görüşünü keskinleştirip davasına hizmet sağlamaktır.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir