Ebru’yu Resimle Birleştirdim

Ebru sanatını resimle buluşturan ressam Garip Ay, ebru sanatının estetiğini bizlere anlattı. Ay, “Ebruda bütün hamleleri geriden alıyorsunuz. İlk yapmanız gereken şey kareyi ters okumanız. Bu yüzden çok yorucu ama çok güzel… Ebrunun insanı tahmin bile edemeyeceği bir noktaya ulaştırma özelliği var.  Bu özel tarafın sürekli değişmesi sizi olduğunuzdan farklı bir yere alıp götürüyor.” diyor.

Resim yapmaya nasıl yöneldiniz?

Resim defterimi elime aldığım ilk günden beri daha fazla resim yapmak istediğimi anladım. Çünkü resim yaparken çok mutlu oluyorum. Sosyal ilişkileri güçlü olan bir çocuk değildim, resme yönelmem bundan da kaynaklanıyor olabilir. Eğitim hayatıma yatılı okulda başladım; öğretmenler bizlere resim defteri, kitap dağıtılırlardı. Ben resim defterimi ilk elime aldığımda abim yedinci sınıftaydı. Bana; “Şimdi sana nasıl resim yaptığımı göstereceğim.” demişti.  İki dağ, bir dere ve ormanlık evler çizmişti. Abim çizim yaptıkça heyecanlandım ve bütün gün onun yaptığı resmi çizmeye en sonunda da resim defterimdeki bütün sayfaları bitirmiştim.

Resime olan ilgiliniz abinizle mi bağlantılı?

Hayır, abim hiç resim yapmaz kendisi fizikçidir. Yaptığı çok basit bir çizimdi. Küçükken kütüphanelerde resim yapmayı çok severdim; çünkü büyük ansiklopedilerin içinden kuşe kâğıdında büyük ressamların çizimleri çıkardı. Onların çizimlerini inceler ve öğrenmeye çalışırdım.

Resim Bir İletişim Aracı

İletişime kapalı bir çocuktum ve bu yüzden resme yöneldim dediniz, biraz açar mısınız?

Olgunlaşmaya başladığımda; resmin bir iletişim aracı olduğunu anladım. Çünkü insanlarla iletişim kurmak istemediğimiz zamanlarda kendimizi yazarak veya çizerek ifade etmeye başlarız. Bu durum sadece resim için geçerli değil, yazıya dökülen sözler içinde geçerli… Buna iletişim en fakir hali ya da en güçlü hali diyebiliriz. İlkokulda resim öğretmenim ressamların eskizlerinin olduğu bir kitabı göstermişti. Ben “Hocam bir fotokopisini çekebilir miyim?” demiştim. 1996 yılıydı çok iyi hatırlıyorum, bir tane çektirdim, daha sonra “Bir tane daha çeker misiniz?” dedim. Sonra kendimi hırsız gibi hissettim, çünkü öğretmenime bir fotokopisini çekebilir miyim demiştim ama ben iki tane çektirmiştim. Kitaptaki çizimler beni çok etkilemişti, hepsini incelemiştim.

Sanat Tekniklerimizi Geliştirmeliyiz

Ebruya nasıl yöneldiniz?

Kişisel olarak ebru ile ilgilenen birisi değildim. Çünkü bu disiplinin uygulanmasının pratikleşmediğini düşünüyorum. Bugün yeryüzündeki en sıradan disiplinlerden birisi olan sulu boyanın uygulayıcıları beş milyonu geçer, özeleştiri yaptığımızda ise ebru ile ilgilenen insan sayısı ancak iki haneli rakama denk düşer. Mesela, ebruda 150 yıldır kullanılan bız çubuğu neden hâlâ ayakkabıcının ayakkabısını delmek için kullandığı alet boyutunda ve neden kötü estetikte? Sanat araçlarımızı estetikleştirmeli ve tekniklerimizi geliştirmeliyiz.  15. Yüzyılda boyaları güzel yapıp gelecek kuşaklara boya üreten sanatçılar var.  1960’larda bir kütüphanenin restorasyon bölümündeki bir çalışan ebru yaparken, ebru tarağına raylı bir sistem kurar ve işini daha özenerek yapmaya başlar. Her sanatın bir metodu ve tekniği var. Bu yüzden ebru sanatını basitleştirmemeliyiz.

Ebru İnsanı Farklı Bir Noktaya Götürüyor

Ebrunun estetiği nedir? Ebru ile yağlı boya arasında estetik fark var mı?

Sulu boya ve yağlı boya diye bir teknik var. Siz sulu boya ile yağlı boyayı kullanmaya çalıştığınızda zaman kaybedersiniz ya da yağlı boyayı sulu boya gibi kullanmaya başladığınızda bir günde yapacağınız işi otuz günde tamamlayabilirsiniz. Sulu boya kendi başına hareket edebilme kabiliyetine sahiptir, kendi içinde renk geçişleri resme lezzet verir. Yağlı boya ise örtücü bir özelliğe sahiptir. Resme duman etkisi verir ve kendine ait bir özelliği vardır. Ebruda ise bütün hamleler geriden gelir. İlk yapmanız gereken şey gözünüze getireceğiniz kareyi resmen ters okumanız. Bu yüzden çok yorucu ama çok güzel… Ebrunun insanı tahmin bile edemeyeceği bir noktaya ulaştırma özelliği var.  Bu özel tarafın sürekli değişmesi sizi olduğunuzdan farklı bir yere alıp götürüyor. Ebruda hacimli bir kavram yapmak istiyorsak kütlenin nasıl olduğunu bilmemiz gerekiyor ya da renkli bir şey yapmak istiyorsak rengin hakkını vermemiz gerekiyor.

Doğulu Bir Figür Olarak

Ünlü ressamların özellikle Van Gogh’un “Yıldızlı Gece”, “Sessiz Çığlık” tablolarını ebruya dönüştürdünüz.  Van Gogh’un sizin için önemi nedir?

Bu çok sıradan bir iş; mütevazı davranmıyorum ya da kibir yapmıyorum… Van Gogh doğulu bir figür benim için resimlerinde sanki suyun üzerine yapılmış hissi veriyor. Çünkü çizimlerinin hepsi hızlı şekilde yapılmış… Tuvalin üzerinde boyayı karıştırma davranışı tıpkı suyun üzerine boyayı karıştırma hissini uyandırıyor, izlenimcilere ebru hissini veriyor. Bu yüzden ben de Van Gogh’un “Yıldızlı Gece”sini denedim.

Resimlerini Teknolojiyle Buluşturuyor

İlham aldığınız bir sanatçı var mı?

Var, insan olarak kısa bir hayat yaşıyorsun ve bugün birinden etkilenirken yarın başka birinden etkilenmeye başlıyorsun. Fakat insanı etkileyen isimler, düşünceler ve yazılar bugün aslında konuşmalarına sebep olacak hikâyelerden oluşur. Ben kişisel olarak grafikerlere bayılıyorum. Plastik sanatlar adına konuşmak istersek; 15. Yüzyılda Mehmet Siyah Kalemin minyatürleri eşsiz. Hat alanında Ahmet Karahisar’ın hatları, vavların gözünü turunculaşması… Mesela, Refik Anadol diye bir sanatçı var. Türkiye’de sergisine en çok ilgi gösterilen ressamdır, çünkü eserlerini bir yazılımcı gibi çiziyor. Eserlerini teknoloji ile buluşturup su efekti veriyor.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir