Sanat Düşünme Sürecidir, Resmin Adı Değildir

“Sanat, Arapça San’a yani yapmak demektir. Sanatçı, düşündüğünü uygulayabilen kişidir. Fakat düşünmek, sanattır.”

Oyuncu Tamer Levent ile sanat geçmişini ve oluşturduğu “Sanata Evet” platformunun detaylarını konuştuk. Levent, “Bizler mühendis olmak ya da muhasebe bilgilerimizi geliştirmek için matematik öğrenmiyoruz. Düşünmeyi öğrenmek için öğreniyoruz. Neden edebiyat okuyoruz; çünkü kişiliğimizi karşılaştırmalar yaparak geliştiriyoruz. Bu düşünmeler sürecine sanat diyoruz. Sanat düşünme sürecidir, resmin adı değildir.” diyor.

İnsanların Rol Yaptığını Anladım

Sanat geçmişinizi konuşmak isterim, neden oyunculuk?

Beni çocukluğumdan beri insan hep çok ilgilendirdi. Çocukluğumda ailemiz çok kalabalıktı. Başkalarının dikkatini çekmeyen şeyler benim dikkatimi çekiyordu. Yalan söylenmesine hiç tahammül edemiyordum hatta çocuk aklımla yalan söyleyenle kavga bile ediyordum. Böyle çeşit çeşit maceram var. Diyelim ki bir hata yaptım ve annem bana kızdı; ancak ben kendimi haklı buluyorsam o sırada tesadüfen radyoda çocuk eğitimiyle ilgili bir program çıkıverirdi. Ve ben o programı çocuk aklımla dinleyip, işte doğrusu bu diye karar verirdim. Mesela; ortaokulda, okuduğum okulun müdürü, benim sınıf arkadaşımın da babasıydı ve hiç gülmüyordu. Bir gün nöbetçi öğrenciyken tebeşir almaya gidiyordum. Bir baktım hoca kahkahalarla gülüyor. Çok şaşırmıştım, çünkü okul müdürünün gülebileceği aklımın ucundan geçmezdi. Belki o zamanlar adını koyamadım ama insanların rol yaptığını anladım. Bir hali kendisi, öbür hali duruma göre değiştirdiği… Bu durum beni oyunculuğa merak sardırdı. Annem ve babam beni sürekli tiyatroya götürürdü. O zamanlar oyuncu olmak aklıma gelmiyordu. Çünkü ailemin eğilimi benim hariciyeci olmam; siyaset bilimi okuyup dışişleri bakanlığına girip orada çalışmam yönündeydi. Ancak ben konservatuarda yüksek yetenek sınavına girdim. Sınavı kazanınca, çok hoşlandım. Siyasal bilimler yerine bu alanı tercih ettim.

Türkiye’de Oyunculuk Anlaşılmıyor

Ankara Devlet Konservatuarında yönetmenlik, yöneticilik ve oyunculuk yaptınız. Sanat geçmişinize baktığımızda neler söyleyebilirsiniz?

Ankara Devlet Konservatuarı bizim dönemimizde, oyunculuğu özendirmek için ortaokul öğrencilerini de alıyordu. Ben lise mezunu olarak girdim, 5 yıl boyunca oyunculuk eğitimi aldım. Konservatuar bitince, İngilizler burs verdi, İngiltere’ye gittim. Oradan geldim Almanlar burs verdi, Almanya’ya gittim. Sonra hep gidip gelmeye başladım. Ankara Devlet Konservatuarından mezun olmak Kuleli Askeri Lisesinden mezun olmak gibiydi, hemen devlet tiyatrosuna giriyorduk, başka bir tiyatro söz konusu olmuyordu. Parasız yatılı okumuştum, devlet burs verdiği için borçluydum.

Hayatın İçinde Olmak Gerekiyor

Bizim meslekte, hayatla iç içe olmanız ve hayatla ilgili olan şeyleri sürekli konuşmanız hatta çözemediklerinizin cevaplarını aramanız gerekiyor. Peyami Safa diyor ki “Fikir sahibi olmaya mal sahibi olmaktan daha fazla ihtiyaç duyacağımız gün, gerçek zenginliğin sırrını bulacağız.” Hâlbuki biz fikir sahibi olmadan, her şeye sahip olabileceğimizi düşünüyoruz, değil mi? Ben oyunculuğun Türkiye’de anlaşılmadığını düşünüyorum. Vasıflı oyuncu olmak demek, fikir sahibi olmayı esas mesele etmiş olmak, demektir.

Birçok Bilginin Sentezidir

Sizce bir “Oyuncu” nasıl olmalı?

Oyuncu, insan bilimci ve insan sarrafı demektir. Oyunculuk birçok bilginin sentezidir. Psikolojinin, sosyolojinin, psikiyatrinin; özellikle bu bilim dallarının sentezidir. Mesela, matematik ne demek? Rakam bilimi, demek… Çocuklarımdan biri bir gün: “Baba biz niye matematik öğreniyoruz?” diye sordu. Ona bakan bir hanım vardı, ben cevap vermeden o cevap verdi. “Bakkala gidince paranın üstüne almak için” dedi. Bizler mühendis olmak ya da muhasebe bilgilerimizi geliştirmek için matematik öğrenmiyoruz. Düşünmeyi öğrenmek için öğreniyoruz. Neden edebiyat okuyoruz; çünkü kişiliğimizi karşılaştırmalar yaparak geliştiriyoruz. Bu düşünmeler sürecine sanat diyoruz. Sanat düşünme sürecidir, resmin adı değildir.

Peki, sanat nedir?

Sanat, yapmaktır. Sanat, Arapça San’a-yapmak demektir. Sanatçı düşündüğünü uygulayabilen kişidir. Fakat düşünmek, sanattır.

Her İnsanda Olan Dürtü

Herkes sanatçı olabilir mi?

Tabii ki. Mesela, 16. Yüzyılda beynin organik yapısı hakkında insanlar bir şey biliyor muydu? Hayır. Ancak şimdi sağ beynin sanat lobu olduğunu, sol lobunda analitik düşünmeye yaradığını biliyoruz. Bunların arasını birleştiren, beyinciğinde “Serebellum” ile sanatı birleştiriyor. 16. Yüzyılda ve 17. Yüzyılda bir Alman filozof şöyle diyor: “Sanat teorileriyle pratiği aynı anda birleştirmektir.” Sanat kavramı hep elimizdeymiş, fakat bizler bunu bilmiyormuşuz. İnsanların beyinlerinin bu bölgelerini çalıştırması için ayrıntılı düşünmesi lazım. Ayrıntılı düşünebilirseniz, sanat eseri oluşturabilirsiniz.

İşini Özenle Yapabilme Felsefesidir

Sanat sadece resim yapmak veya bir şeyler çalmak mı yoksa sanat her şey olabilir mi?

Bunlar becerilerin adıdır. Dünyada insanlık 6 tane sanat dalı üzerine karar kılmış, UNESCO’da bunu kabul etmiş. Bunlar; resim, tiyatro, müzik, edebiyat, mimarlık, dans. Geçmişten beri bunlara “Sanat” deniliyor. Fakat bunlar beceriye dayalı birer üründür. Mesela, bir tiyatro oyunu üstün körü oynanıyorsa sanat mı yapılmış oluyor? Eğer 6 tane sanat dalı var derseniz, diğer sanat dallarını yokmuş gibi görürsünüz. UNESCO 6 sanat dalına; sinemayı, fotoğrafçılığı ve sporu da ekledi. Yakında yemek pişirmeyi de ekleyebilir. Sanat, işini özenle yapabilme felsefesidir.

İnsanlar Düşünmeye Vakit Ayırmıyor

Biz insanlara “Aman şimdi kafanı böyle şeylere yorma” mı demeliyiz yoksa “Aman kafanı şimdi böyle şeylere yor” mu demeliyiz? İnsanlar artık insan ilişkilerine dikkat etmiyor. Herkes çok çabuk kavga ediyor. İletişim kurmayı bilmiyoruz, esas konuları unutuyoruz. İnsanlar düşünmeye zaman ayırmıyor. Birileri “Konuşmayan Kulübü” kurmuş, çok az şey konuşarak, çok şey ifade etmeye çalışıyorlar. Bu da bir sanattır. Mesela, Rembrandt muhteşem bir ressam, resimlerini yaparken kim bilir neler düşündü. Dünyanın en tuhaf resimlerini yapan Pablo Picasso, çok iyi bir desencidir. Bir boğa çalışması var, boğanın adalelerine kadar çok iyi bir şekilde çizmiş. Hâlbuki birçok insan Picasso’nun boğa resmi çizemeyeceğini zannedebilir.

Sinema ve Tiyatro Birbirine Yakındır

Dergi olarak geçmiş sayılarımızda kendi istatiğimizi çıkarmıştık. Okurlarımıza sorduğumuz sorulardan bir tanesi de sinema mı, tiyatro muydu? Aldığımız cevapların büyük bir bölümü sinemaydı. Tiyatro neden sinemanın gerisinde kalıyor?

Bir kere tiyatro salonu az, sinema salonu daha çok ve daha çok sinema filmi var. Tiyatroya gitmek için biraz daha zahmet çekmeniz lazım. Sinemaya gitmek kolay, evde oturup dizi izlemek ise en kolayı… Bireyler, kendilerini geliştirmek ve düşünmeyi ideal hedef olarak görmek istediği zaman doğru ölçüm yapabiliriz. Şu an doğru ölçüm yapacağımız bir eşitlik yok. Tiyatro daha zevklidir ancak ikisinin de kökeni dram’dır. Dram, durum demektir ve bütün sanat mesleklerinin içinde dram vardır. Resmin içinde de dram vardır. Hangi resme bakarsan bak içinde mutlaka bir durum vardır. Sinema ve tiyatronun yakın oluşu da dram kökeninden geliyor. İkisinde de oyuncu, mekân ve senaryo var. Peki, biz neden tiyatroyu değil de sinemayı tercih ediyoruz? Çünkü kolayımıza geliyor. Sinema daha renkli, daha gerçek; mekânlar ve oyuncuları daha yakın görüyoruz. Tiyatroda oyuncuyu uzaktan görüyoruz ancak her gece oyuna yeniden şahit oluyoruz. Tiyatroda bir beceriye şahit oluyorsunuz.  Sinema ise aynı şeyi tekrarlıyor.

Estetik Güzelliğin İlmidir

 “Sanata Evet” Platformunu konuşalım. “Sanata Evet” nedir, fikir nasıl ortaya çıktı?

Mesela, lezzetli bir yemek yediğin zaman, bunu nasıl tarif edersin? Güzel yemek yaptı mı dersin yoksa estetik yemek mi yaptı dersin? Estetik, güzelliğin ilmidir. Bizler estetiği sadece dış görünüş zannederiz. İnsan ilişkilerinin estetik olması ne demektir; insanın estetik düşünceye sahip olması ve onu hayatında kullanması demektir. Bu, hayatın estetikleşmesi anlamına gelir. Hayatın estetikleşmesi, estetik felsefesinin hayatta kullanılmasıyla mümkündür. Estetik felsefesini sadece dış görünüş olarak bilirsek, felsefesini hayata uygulayamayız. Kavramlar yanlış bilindiğinde bakın neler kaybediyoruz. Sanat kavramını da yanlış biliyoruz. Sanat sürecin adıdır, sanat ürünün değil.

İnsanlara Farkındalık Kazandırmak

Türkiye’de “Sanata Evet” kurultayı yapılmalı ve bu kurultay her iki yılda bir toplanmalıdır. Bu kurultay içerisinde toplumun sanat kültürünün gelişmesi konusunda önerileri ve faaliyetleri olan, çalışmaların devletimize mâl olması düşüncesini savunan bir sürü insan var. “Sanata Evet” kurultayı, beceri ve yaşama kültürüdür. İnsanlara sanatın elitist olmadığını ve kendilerinde de sanat donanımı olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Şehir Sanat Kentine Dönüştürülmeli

Bu platformla ilgili sizin de bir çalışmanız var mı?

Elbette var. Mahallelerde sanat eğitim merkezleri açılmalıdır, diye düşünüyorum. Belediyeler, mahallelerde sanat eğitim merkezleri açılması konusunda bir format ve plan oluşturmalıdır. Bu sanat merkezlerinin projeleri nasıl yapılacak, mimari projesi ve çalışanların uzmanlığı nasıl olacak, ne dersi verecekler bunların hepsi planlanmalıdır. Bu çalışmayı mahallelerde uygularsak, 10 yıl içerisinde sonuç alırız. Ortaya kaliteli insan malzemesi çıkar. Bu sanat merkezi projesi de bir süreçtir, projeyi süreçte olgunlaştırıyorsun, uygulamaya geçtiğinde ürün oluyor. Ama uygulamaya geçtiğinde mezunlarının nereye gideceğini iyi bileceksin. Bunun dışında uluslararası festivaller düzenlenmelidir. İstanbul’da Venedik festivali gibi kalıcı bir festivalin olmasını ümit ediyorum. Bu konuda “Sûrnâme” isimli bir proje yazdım.

Evrensel Çaplı Konserler Yapılmalı

Projem, Venedik festivali gibi bugünün sanat ve eser anlayışıyla yapılacak festivalin 40 gün 40 gece devam etmesidir. Dekorların, dönem kostümlerinin, malzemelerin üretilmesi ve depolanmasını düşüyorum. Evrensel çaplı konserler ve kitap sergileri açılmalıdır. Kitap imza günleri yapılmalıdır. Bütün galerilerdeki sergiler, festival bünyesine dâhil edilmeli, insanlara festival tanıtımı için broşürler ve el kitapçıkları dağıtılmalıdır. Şehir, sanat kentine dönüştürülebilir. Bu proje benim kafamın içerisinde bütün ayrıntılarıyla var. Böyle anlatıldığında bunu kimse doğru anlayamaz. Biz bir festival yapacaksak onlardan daha iyi yapmalıyız.

Sektörde pek çok proje içerisinde yer aldınız hem sinema hem tiyatro hem de televizyon… Bu zamana kadar siz de yeri ayrı olan bir projeniz oldu mu?

Bütün projelerde çok isteyerek oynadım. Mesela, Ankara’da bir arkadaşım Romeo ve Juliet’i, Ramazan ve Jülide olarak uyarlamıştı. Ramazan, bir mahallenin çocuğu; Jülide ise diğer mahallenin çocuğuydu ama mahalleler arasında mafya yüzünden büyük bir kavga vardı. Bu oyunda, mafya babasını oynamıştım. Son oynadığım oyunlardan birisi, William Shakespeare’in yazdığı “Venedik Taciri” oyunuydu. Bunun dışında da “İstanbullu Gelin” devam ediyor.

Yakın gelecekteki projelerinizi konuşmak isterim, dergimize özel neler söyleyebilirsiniz?

“İstanbullu Gelin” devam edecek. Şu sıralar bitmekte olan “Çiçero” isimli yeni bir filmimiz var. Film II. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin İngilizlerin yanında savaşa girmesini engelleyen bir tüccarın hikâyesini konu alıyor. 1958 senelerinde Hollowood’a böyle bir film yapılmış ve Ankara’da çekilmiştir. Türk sinemasında ilk defa böyle bir dönem filmi yapılıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminde oynadım, “Altın Palmiye” kazandı. Bu yılda Cannes film festivalinde “Ahlat Ağacı” filmi çok büyük bir ilgi gördü, ben de oradaydım.  Bunun dışında “Tepenin Ardı” filminin başrolünde oynadım. Film, dünyada 42-43 tane “En İyi Film” ödülünü kazandı ben de oradan birkaç tane “En İyi Aktör” ödülü kazandım. “Misafir” diye bir film vardı, o Kanada’da “Dünya Eleştirmenler Birliği” tarafından “En İyi Film” ödülünü kazandı. Şimdi Çiçero filmi beni heyecanlandırıyor, Ocak’ta vizyona giriyor.

Tamer Levent iyi bir okuyucu mudur? Yakın zamanda severek okuduğunuz bir kitap oldu mu ya da şu an masada bekleyen bir kitap var mı?

Evet, yazdığıma göre… İletişim konusu üzerine yerli ve yabancı çok kitap okuyorum.  Kişisel gelişim, sinema ve felsefe okuyorum. Nicolai Hartmann, sanat ontolojisini dünyada başlatan kişidir. Onun çalışmalarını da okurum. Şu sıra kişisel gelişim okuyorum. Roman çok okudum ama bu aralar okumuyorum. Bireyin kendi beynine format atması gerekiyor. Beynimize yeniden yeni şeyler söylememiz gerekiyor, beynimizi yeniden verimli çalışmaya yönlendirmemiz gerekiyor. Bu anlamda beyin cerrahisi ile ilgili kitaplar okuyorum.

En sevdiğiniz müzik türünü söyler misiniz?

Klasik müzikte dinlerim türkü de…“Bana insandan gelen hiçbir şeye yabancı değilim.”

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir