İlim ve İrfan Adamı; Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi

Fatma Zehra Dizbay

İbrahim Hakkı Hazretleri düzenli bir tahsil görmesinin yanı sıra kendisini yetiştirmek için büyük çaba sarfettiğini “İnsaniyye” adlıı eserinde şöyle dile getirir: “Bu zamanda en dürüst dost, en uygun meclis arkadaşı, en seçkin yoldaş, yarların en hayırlısı ve sevgililerin en sevgilisi kitaplar olduğu için bunların sohbetlerine meylimi salmışımdır.” 

Giriş: Derviş Osman Efendi ile Şerife Hatunun çocukları olan İbrahim Hakkı hazretleri 18 Mayıs 1703 yılında Erzurum’a bağlı Hasankale kasabasında dünyaya gözlerini açmıştır. Bazı maddi ve manevi sıkıntılar yaşayan Derviş Osman Efendi 1707 yılında Erzurum’a yerleşmiş, bölgenin tanınmış ilim erbabıyla tanışmış ve oradan da hac için yola koyulmuştur. Yolculuk esnasında Siirt yakınlarındaki Tillo’ya uğramış, oranın tanınmış mürşitlerinden İsmail Fakirullah ile tanışmış ve ona intisap ederek oraya yerleşmiştir.

Babasının isteği üzerine İbrahim Hakkı Hazretleri dokuz yaşındayken amcasıyla beraber Tillo’ya gitmiş, orada İsmail Fakirullah ile tanışmış, onu ilk gördüğü anda sevgi ve hayranlık hissettiğini ifade etmiştir. Babası için yapılmış olan hücrede -günümüzde hala ayakta bulunan- babasıyla beraber yaşamaya başlayan İbrahim Hakkı Hazretleri ilk tasavvuf zevkini babasından aldığını şu sözlerle ifade etmiştir:  “Peder-i azizi kendisini hücredaş edip hilm-ü rıfk ile ilim öğretip lütufla terbiye kılmıştır.”

Arapça ve Farsça Dersler

Henüz 17 yaşındayken babasını kaybeden İbrahim Hakkı Erzurum’a geri dönerek amcası Molla Muhammed’in evine yerleşmiştir. Dönemin Erzurum müftüsü olan Şair Hazık Mehmed Efendi’den özellikle Arapça ve Farsça dersleri almıştır. Sekiz yıl süren ikinci tahsil hayatında başka kimlerden ders aldığına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Eserlerine “Lübbü’l-Kütüb”e Toplar

Öğrenimini tamamlamasının ardından 1141 yılında İsmail Fakirullah’ı ziyaret etmiş ve babasının hücresine yerleşerek tasavvuf hayatına yönelmiştir. Şeyhine hizmet ederek onun faziletinden istifade etmiş ve 1147 yılında şeyhinin vefatı üzerine Erzurum’a tekrar geri dönmüştür. Babasının daha önce imamlık yaptığı Yukarı Habib Efendi Camii’nde imamlık yapmaya başlamıştır. Ömer Hayyâm, Feridûddin Attar, Sa’di-i Şirazi, Nizami-î Aruzi gibi şairlere ait şiirleri, kendisine ait iki manzumun da içerisinde bulunduğu “Lübbü’l-Kütüb” eserinde toplamıştır.

Saray Kütüphanesi Toplanır

I.Mahmud ile görüşmek için 1747 yılında İstanbul’a giden İbrahim Hakkı Hazretlerine padişahın ilgi ve takdirleri neticesinde saray kütüphanesinde çalışma izni verilmiştir. Yeni astronomiye ilgisi de burada başlamıştır. Burada kendisine müderrislik payesi verilmiş ve ders okutması karşılığında Erzurum’daki “Abdurrahman Gazi Dede Tekkesi” zâviyedarlığı tevcih edilmiştir.

Habib Efendi Camii’nde bir müddet daha imamlık vazifesine devam ettikten sonra yerini, tahsilini tamamlayan mûsikişinas oğlu İsmail Fehim’e bırakmış ve ilmi faaliyetlerle daha fazla meşgul olmak adına zamanının çoğunu Hasankale’de geçirmeye başlamıştır.1755 yılında ikinci kez İstanbul’a gitmiş ve saray kütüphanesinde yoğun bir şekilde çalışmalarına devam etmiştir. Hasankale’ye döndükten sonra hem öğrenci yetiştirmekle hem de “Marifetnâme”nin telifiyle meşgul olmuştur. İstanbul dönüşünde kaleme aldığı için “Marifetnâme” adlı eserinin hazırlıklarını İstanbul’da yaptığı tahmin edilmektedir.

Hac Dönüşünü Eserini Tamamlar

1760 yılında dönemin padişahı III. Mustafa tarafından “Abdurrahman Gazi Dede Tekkesi” zâviyedarlığı yenilenmiştir. Bu arada önemli eserlerinden “İrfaniyye”yi tamamlamıştır. 1763 yılında üçüncü kez Tillo’ya giden İbrahim Hakkı hazretleri, Şeyhi İsmail Fakirullah’ın oğulları Hamza Ganiyyullah ve Mustafa Fani tarafından büyük teveccühle karşılanmıştır. Babalarının halifesi olarak gördükleri İbrahim Hakkı Hazretlerini kız kardeşleriyle evlendirmişlerdir. Bu sırada “İnsaniyye” adlı eserini tamamlamış ve Mustafa Fani ile birlikte ikinci kez hacca gitmiştir. Dönüşte Tillo’da kalarak öğrenci okutmaya, eser yazmaya devam ederek “Mecmûatü’l-Meâni” adlı eserini tamamlamış ve Erzurum’a dönmüştür.

“Avnikli Kezzab”ın Önemi

1768 yılında Erzurum Müftüsü Şeyh Mustafa Efendi ile birlikte üçüncü kez hacca gitmiş, dönüşünden itibaren üç yıl daha Erzurum’da kalmış ve daha sonra oğlu İsmail Fehim ile birlikte Tillo’ya yerleşmiştir. Bu süreçten sonra yaklaşık altı ay kadar süren ağır bir hastalığa yakalanmasının ardından kendisini ziyaret etmek için öğrencilerinden Derviş Halil Tillo’ya gelmiştir. Fakat Halil’in bazı ölçüsüz davranışları İbrahim Hakkı Hazretlerini rahatsız etmiştir. Burada kaldığı sürede hocasının birçok kitabını okuyan Derviş Halil, Erzurum’a dönünce hocasının itibarını arttırmak amacıyla, onun bir sır kitabı yazdığından bahsetmiştir. Bu haberi duyan İbrahim Hakkı Hazretleri Sünni akideye olan bağıllığını ispat etmek amacıyla “Urvetü’l- İslâm” ve “Hey’etü’l-İslâm” adlı iki eser yazarak çeşitli yerlere göndermiştir.  Erzurum’daki Yusuf Nesim’e “Urvetü’l-İslâm” ile beraber gizli işaretlerle yazılmış “Avnikli Kezzab” isimli bir mektup göndererek, Halil’in anlattıklarının yalan ve iftira olduğunu anlatmıştır.

Bu esnada şeyhinin kızı olan eşinin genç yaşta vefat etmesi kendisini derinden etkilemiştir. Kısa bir süre Hamza Ganiyyullah’ın da vefatıyla yalnızlığı iyice artan İbrahim Hakkı Hazretleri 22 Haziran 1780 yılında Hakk’a yürümüştür. Vasiyetinde oğullarının hakkı olarak gördüğü için şeyhinin kubbesi altına defnedilmeyi istemese de bunu fedakârlık olarak gören İsmail Fakirullah’ın oğlu Mustafa Fani’nin isteği üzerine şeyhinin türbesine defnedilmiştir. İbrahim Hakkı tarafından yaptırılan ve planını kendisinin hazırladığı kubbeli türbe günümüzde hala ziyaret edilmekte ve her yıl 18 Mayıs-22Haziran tarihleri arasında çeşitli faaliyetlere ev sahipliği yapmaktadır.

Aritmetik Geometri ve Trigonometri

Kitaplarında konuları; geniş tasavvuf bilgisiyle, iyi bir düzen içinde, sade ve anlaşılır bir dil tercih ederek kaleme almıştır. Geleneksel astronomi yanında yeni astronomi, tıp, anatomi, fizyoloji, aritmetik, geometri, trigonometri, felsefe, psikoloji, ahlak gibi alanlarda oldukça geniş bir birikime sahip olduğu görülmektedir.

İbrahim Hakkı Hazretleri ilmi ve tasavvufi birikimini geçimini temin etmek amacıyla hiçbir zaman kullanmamış, kendi el emeği ve babasından kalma arazinin geliriyle kısıtlı imkânlarla hayatını sürdürmüştür.

İnsana Değer Veren Kanaatkâr

“İrfaniyye” adlı eserinin sonunda yer alan “Tekkelerde eğlenmeyip ilim meclisine gelesin; herkese şefkat nazarıyla bakıp hiçbir ferdi hakir görmeyesin ve kimseden hiçbir nesne istemeyip kimseye bir hizmet buyurmayasın; tezyin-i zahiri koyup gökçek ahlak ile tezyin-i batına gidesin.” şeklindeki nasihatleri onun ilme, güzel ahlaka ve insana verdiği değer yanında kanaatkâr ve tok gözlü olmayı, minnetsiz yaşamayı ne kadar önemsediğini de göstermektedir.

Evrenin Yaratıcı Allah’tır

Âlemin Allah tarafından yaratıldığını kabul ettikten sonra yaratılışın ve oluşun keyfiyetine dair ortaya konulan teorilerin ve ilmi tespitlerin benimsenmesinde bir sakınca görmemiştir. Bütün bilimsel gelişmelerin Allah’ın evreni yarattığı gerçeğine aykırı olmayacağını belirtmiştir.

Fizik, Marifet ve Akıl

İbrahim Hakkı’nın tasavvuf görüşleri tipik Osmanlı tasavvufunun bir örneğidir. Mârifetname’de marifet, fena, beka, muhabbet ve aşk, velayet, keramet, tevekkül, tefviz ve teslim, sabır, şükür, rıza, seyrü süluk, salik, mürşid, nefis ve nefis mertebeleri gibi tasavvufun hemen bütün konularına yer vermiştir. İbrahim Hakkı, fizik âlemin kavranmasında akıl ve duyu tecrübelerinin önemini kabul etmekle birlikte dini ve tasavvufi konularda aşkı felsefeden üstün tutarak, ilham yoluyla elde edilmiş bilgiyi tercih etmiştir. Vahdet-i Vücudu bir bilgi konusu olarak görmenin kişiyi zındıklığa götürebileceğini savunmuş ve bu meselenin bir şuhud konusu olduğunun özellikle üzerinde durmuştur.

Tasavvuf ve Felsefe Anlayışı

İnsanı küçük âlem kabul eden tasavvuf ve felsefe anlayışına büyük önem vermiştir. Onun için hayatın en önemli gayesi marifettir. “Marifetin en yüce derecesi de Marifetullahtır. Marifetullah’ın anahtarı kendini bilmek, kendini bilmek ise âlemi bilmektir.” İbrahim Hakkı bu gayelere ulaşmanın sahih bir itikâd ve düzenli ibadet ile mümkün olduğunu belirtmiştir.

Tevekkül, Tefviz ve Teslim

Ebedi kurtuluşun yolu ancak kitap ve sünnet ile amel etmekten geçtiği düşüncesi ışığında “Huda rabbim nebim hakka Muhammed’dir (s.a.) Resûlullah/Hem İslâm dinidir dinim kitabımdır kelâmullah.” beyitiyle başlayan 116 beyitlik manzumesinde “Ehli-i sünnet” akaidini özetlemiştir.

Astronomi Alanında Çalışmaları

İbrahim Hakkı irfanın dört aslı kabul ettiği; tevekkül, tefviz ve teslim, sabır, rıza konularına büyük önem vermiştir. Özellikle “Tefviznâme” adını verdiği, “Hak şerleri hayr eyler/Zannetme ki gayr eyler/Arif anı seyr eyler/Mevla görelim neyler/Neylerse güzel eyler.” mısralarıyla başlayan manzumesi çok meşhurdur.

Pozitif İlimler ile Dini İlimler

Marifetnâmede tabiat bilimlerine geniş yer ayırmış ve fitneye mahal bırakmamak amacıyla yeni astronomi ve diğer ilimlere dair bilgi vermeden önce eski astronomiye uygun geleneksel yaratılış senaryosunu da kaleme almıştır.

Hz. Peygamber’in (s.a.) “Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz” hadisini kaynak kabul ederek umûr-i dîniyyeden olmayan şeylerin din âlimlerinden sorulmaması gerektiğini tavsiye ederek dini ilimlerle pozitif bilimlerin metotlarının birbirinden farklı olduğunu belirtmiştir.

Yıldırım ve Işık Dalgaları

Yıldırım ve gök gürültüsünün mahiyeti, ışık dalgalarıyla ses dalgalarının yayılışındaki zaman farkı, gök kuşağı, ay halesi, sis, kırağı, çise ve bulutların oluşumu, hava hareketleri gibi meteorolojik olayları, İbn-i Sina’nın “eş-Şifâ” adlı eserinden faydalanmasıyla beraber kendi gözlemleriyle doğru bir şekilde açıklamıştır.

Gece-Gündüzün Oluşumu

Dünyanın yuvarlak oluşuyla ilgili yeni deliller ortaya koymuş, dünyanın dönüş hareketleri ve gece gündüz oluşumlarıyla alakalı ilmi açıklamalarda bulunmuştur. İnsan anatomisi ve fizyolojisiyle alakalı yeni ve ayrıntılı bilgiler vererek insan vücudunda bulunan kemiklerin görevlerine yönelik açıklamalarda bulunmuştur. Kendi dönemine göre yeni kabul edilen bu açıklamalarında İbn-i Sina’dan yararlansa da yine kendi gözlemleri ve araştırmaları ön plana çıkmaktadır.

Önemli Bir Yere Sahiptir

İbrahim Hakkı kıyafet ilmi olarak bahsedilen kişinin saç, göz, kulak, el, baş gibi organlarından ve dış görünüşlerinden hareketle ahlak ve karakter tahliline Marifetnâme’de önemli bir yer ayırmıştır. Bu bölüm, bu alanda yapılan çalışmalar arasında özel bir yere sahiptir. İnsan ahlak yapısının gazap gücü, şehvet gücü ve nefs-i natıka olmak üzere üç temel güç üzerinde oluştuğunu belirtmiş, bunların ifrat ve tefrit durumlarında erdemsizliklerin, itidal durumunda ise erdemlerin oluştuğunu savunmuştur.

Türkçe, Arapça ve Farsça Dilleri

Ölümün mahiyetini, anlamını, ölüm korkusunun sebeplerini ayet, hadis ve tasavvufi görüşler ışığında ele alarak açıklamıştır.  Genellikle Hakkı ismini kullanmasının yanında zaman zaman “Fakiri” mahlasıyla da birçok eser vermiştir. Eserlerinin bir kısmını manzum olarak kaleme alan İbrahim Hakkı Türkçenin yanında Arap ve Fars dillerinde de eserler vermiştir.

Mesnevi ve Didaktik Manzumeleri

Mesnevi tarzındaki manzumelerinde didaktik bir amaç gütmüş ve şiirlerini tasavvuf neşvesiyle kaleme almıştır. Marifetnâme gibi mensur eserlerinin içerisinde bulunan manzumeler eserin okuyucu tarafından ilgi görmesini sağlamıştır.  Şiiri eğitici, öğretici ve irşad edici olarak gördüğü için ilim adamı ve mürşid kimliği ön plana çıkmış ve manzumeleri şiir tekniği açısından tenkide uğramıştır. Bu sebeple usta bir şairden çok ilmi birikimini ve kültürünü nazımla anlatan bir nasihatçi kimliği kazanmıştır.

Eserleri: Divan, Ma‘rifetnâme, Mecmûatü’l-irfâniyye, İnsâniyye, Mecmûatü’l-meânî (Mecmûatü’l-Hakkī), Meşâriku’l-yûh, Sefînetü’r-rûh min vâridâti’l-fütûh, Kenzü’l-fütûh, Defînetü’r-rûh, Rûhu’ş-şürûh, Urvetü’l-İslâm, Hey’etü’l-İslâm, Tuhfetü’l-kirâm, Nuhbetü’l-kelâm, Ülfetü’l-enâm

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir