“Sanat Bizim için Nefes Alma Şekli”

“Müzikal yorumun derinleşme yolculuğu bizim için büyük bir motivasyon kaynağı. Bu yolculukta özümüzde var olan ve farkındalığını daima yeniden keşfetmemiz gereken zenginlik, kendini duygular ve düşüncelerle ifade ediyor.”

Dünyanın en iyi piyano ikililerinden biri olarak kabul edilen Güher-Süher Pekinel kardeşler ile müzik kariyerlerini ve gelecekteki planlarını konuştuk. Pekinel kardeşler, “İkiz kardeşlere özgü bir fenomen olan telepatik iletişim içerisinde yakaladığımız uyum, bir arada ama birbirinden bağımsız bir var oluşa olanak sağladı. Çalıştığımız tüm detayların ötesinde, konserlerde anı yeniden tanımladığımız ve algılama alanını risklerle devamlı genişletmeye çalıştığımız için zaman ve nefes kavramları da genişliyor ve her konser bir sürprize dönüşebiliyor.” diyor.

Küçük Yaştan İtibaren Büyük Başarılar

Müziğe çok erken yaşta başladığınızı okumuştum. Müziğe yeteneğiniz ve ilginiz nasıl başladı?

GP: Çocukluğumuzda sanat, özellikle de müzik, ailemizin daima bir parçası oldu. Annemiz evde piyano çalar, babamız ise resme ve müzelere çok ilgi duyardı. Üç yaşından itibaren müziğe gösterdiğimiz büyük ilgi ailemizin dikkatini çekti ve bizi sanatla iç içe yetiştirerek doğru yönde rehber oldular. Bu şekilde her dalı ile sanat bizim için bir nefes alma şekli halini aldı.

SP: Profesyonel olarak da sahne performanslarımız çok erken yaşlarda başladı. Beş yaşında girdiğimiz konservatuvarda Ferdi Statzer’ın eğitimi doğrultusunda altı yaşında ilk konserimizi verdik. Sonrasında Mithat Fenmen ile çalışırken ilk orkestra konserimizi dokuz yaşında Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile vermiş, Mozart iki piyano konçertosunu icra etmiş, her ikimiz de aynı konserde Debussy ve Ravel’in parçalarını yorumlamıştık.

Hep Yeniden Keşfediyoruz

Dünyanın en iyi piyano ikililerinden biri olarak kabul ediliyorsunuz… Piyano çalarken motivasyon kaynağınız nedir? Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

GP: Müzikal yorumun derinleşme yolculuğu bizim için büyük bir motivasyon kaynağı. Bu yolculukta özümüzde var olan ve farkındalığını daima yeniden keşfetmemiz gereken zenginlik, kendini duygular ve düşüncelerle ifade ediyor. Bu motivasyonla renk ve seslerin dünyasında her seferinde yeni doku ve tonlar keşfediyoruz.

SP: Kayıtlarımız ve konserlerimizden önce, içselleştirdiğimiz ekol ve bestecilerin eserlerinin tüm benliğimizle dışa vurumunda mükemmel ve kendine has noktaya gelene kadar çalıyor ve çalışıyoruz.

Telepatik İletişim İçerisindeyiz

Peki, aynı anda piyano çalmayı ve hata yapmamayı nasıl başarıyorsunuz?

GP: İkiz kardeşlere özgü bir fenomen olan telepatik iletişim içerisinde yakaladığımız uyum, bir arada ama birbirinden bağımsız bir var oluşa olanak sağladı. Çalıştığımız tüm detayların ötesinde, konserlerde anı yeniden tanımladığımız ve algılama alanını risklerle devamlı genişletmeye çalıştığımız için zaman ve nefes kavramları da genişliyor ve her konser bir sürprize dönüşebiliyor. Telepatimiz her türlü “Şok”u sürprize çeviriyor.

SP: Ortaya çıkan enerji duygusal açıdan konserlerin çekiciliğini ve akışını yönlendiriyor. Hem kişiliğimizi eserin yorumunda eriterek beraber güçlendiriyor, hem de kendi ton ve renklerimiz, vizyonumuz ve kişiliğimizle müzikal ifademizin altını çiziyoruz. Bugün hala saatlerce tartışıyor ve karar veremediğimiz, anlaşamadığımız zaman o eseri kenara bırakıyor, aynı harmoniyi bulana kadar çalmıyoruz.

İlham Dinamik Bir Lokomotif

Sanatçıların genelde ilham aldıklarını bir obje, bir şehir veya bir isim oluyor… Sizin bir ilham kaynağınız var mı?

GP: İlham, bilinçlenme arzusu daima var olduğu takdirde, insanın kendi yaratıcılığına ve araştırmacı ruhuna bağlı dinamik bir lokomotif. Bu açıdan müzikal ve sanatsal anlamda birçok şeyden etkileniyoruz.

SP: Ayrıca eğitim ve konserler için bulunduğumuz tüm ülke ve şehirler bizi farklı yönlerden daima etkiledi. Özü ile kimliğimizi şekillendirmenin yanı sıra, her safhada vizyonumuzu genişleterek derinleştirdi ve renklendirdi. Fransa, Almanya, İsviçre ve Amerika’da çeşitlilik ve çok yönlü kültürel etkileşim vizyonumuza büyük katkılar sağladı.

Çok Boyutlu Bir Besteci

“Bach Jazz featuring Jacques Loussier Trio” CD’nizde Bach’a farklı bir yorum getiriyorsunuz. Bu fikir nasıl geldi?

GP: Johann Sebastian Bach, çocukluğumuzdan beri bizim için gerçeği ve aynı zamanda çok boyutlu düşünceyi aksettiren en önemli bestecidir. Armoni içinde şeffaflığı ve olağanüstünün sonsuz arayışını ve doğrudan formüle edilişini sadece Bach’ta bulduk. Bach’ın çok boyutlu matematiği, bu matematiğe yakın her türlü müziğe adapte edilebilmesinin anahtarı. Değişim sonucu müzik, yeni bir boyut ve şeffaflık kazanıyor. Bu anahtarı en doğru kullanabilen nadir müzisyenlerden biri de Jacques Loussier. Müthiş birikimli bir müzisyen ve onu insan olarak da tanımak büyük bir zenginliktir.

SP: Jazz’ın yanı sıra, dört Grammy ödüllü Bob James ile iki ve üç piyano için uyarlanmış elektronik bir yorumla CBS için yaptığımız albüm kaydımız mevcut. Değişik müzik türleri gitgide evrenselleşerek ve iç içe geçerek harmanlanmaktadır. Bu yüzden de farklı müzik türlerini dinlememiz yeni vizyon oluşturabilmemiz açısından da çok önemli. Mesela her yıl yaptığımız bir çalışma, Londra’nın “Proms Festivali”nde dünyanın önemli, yeni ve enteresan bestecilerini BBC TV ve BBC Radio 3’ün canlı verdiği konserlerden bizzat takip etmek. Bu müzikal nefesimizi ve dünya görüşümüzü de etkiliyor.

Kaliteli Müzik Önemli Bir Değer

Klasik müziğin önemini konuşmak isterdim. Sizler de klasik müziğin gündelik hayatımıza girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz, bu konuyu biraz açar mısınız?

GP: Sadece klasik müziğin değil, her türden evrensel duyguların aktarılmasını sağlayan kaliteli müzik ile ilgili yapılan çalışmaları destekliyor ve hayata geçiriyoruz. Denge ve yaratıcılık sentezinden doğmuş müziğin duyarlı bireylerin gündelik hayatında olması çocukların ve gençlerin doğru yönlendirilmesi açısından da büyük bir önem taşıyor. Ama sosyal hayatımızda harmoniyi yaşamadan her türlü kaliteli müziği gündelik hayata taşımak mümkün değil.

SP: Geleceğin tek ve büyük gücü olan genç jenerasyonumuzu; yaratıcı, zeki, sosyal paylaşımı yüksek, müzik sevgisi ve zevki sarsılmayan bireyler olarak yetiştirmenin mümkün olduğunu, yürüttüğümüz sosyal projelerin bize yaşattığı deneyim ışığında sevinerek görebiliyoruz. Başlattığımız adımla, okul öncesi eğitimden akademik eğitime kadar, müzik alanında çocuklara ve gençlere sorumlu rehberler olmaya tüm gücümüzle devam ediyoruz. Müzik yumuşaklıkla paylaşmayı öğretiyor. Paylaşan çocuk şiddete başvurmaz.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir