“Ülkemiz Müzikal Anlamda Çok Zengin”

“Sahnede hata yapmamanın tek yolu, çok çalışmaktır. Çok çalışmanıza rağmen de hata yapabilirsiniz, ancak bir eseri isminizi öğrendiğiniz bildiğiniz kadar içselleştirmişseniz, hata payını en aza indirmiş olursunuz.”

“Üstün Yetenekli Çocuklar Kanunu” kapsamında henüz 12 yaşındayken Fransa’ya gönderilen devlet sanatçımız ve “UNICEF İyi Niyet Elçisi” piyanist Gülsin Onay ile müzik kariyerini ve yakın gelecekteki planlarını konuştuk. Onay, “İnsanın her yaşta müzikle ilgilenebileceğini düşünüyorum. İster dinleyici, ister şarkıcı, ister enstrümancı olarak. Her şeyden önce kendilerine uygun olanı keşfetmek üzere, denemeler yapmaları yerinde olur. Daha sonra da çalışmalı, her fırsatta müziği paylaşmalılar. Müziği bir meslek olarak seçmek isteyen gençler için konservatuarlar, masterclasslar ve yarışmalara ulaşmak artık çok kolay.” diyor.

İlk konserinizi 6 yaşındayken TRT İstanbul Radyosunda veriyorsunuz daha sonra  “Üstün Yetenekli Çocuklar Kanunu” kapsamında henüz 12 yaşındayken Fransa’ya gönderiliyorsunuz, çocukluğunuzu ve müziğe ilginizi konuşmak isterim, nasıl başladı ve nasıl gelişti?

Bebekken ninni yerine Beethoven sonatlar, Mozart sonatlar dinleyerek büyümüşüm. Çünkü annem piyanist, babam da kemancıydı. Küçücük yaşta sayısız eseri canlı dinlemiş oldum ve elbette benim için çok farklı bir kazanım oldu. Piyano eğitimime erken yaşlarda annem ile başladım. 1959 yılında “Üstün Yetenekli Çocuklar Yasası” kapsamında bir sınav açılacağını radyoda duyan dayım anneme haber vermiş. O zaman 5 yaşındayım. Annemden sonraki ilk hocam altı yaşındayken çalışmaya başladığım “Maria Teresa Rodriguez” oldu. Solfej ve piyano öğretmenimdi. Daha sonra Türkiye’nin en tanınmış piyano öğretmenlerinden, besteci Ekrem Zeki Ün’ün eşi Verda Ün ile çalıştım. 6660 sayılı “Harika Çocuklar Yasası” sınavına girdim. Jüride Ulvi Cemal Erkin, Ahmed Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses vardı. 40 dakikalık bir resital çaldım. 12 yaşındaydım. Sınavı kazandım. Ankara’da Mithat Fenmen ve Ahmet Saygun ile kontrpuan, armoni, müzik kültürü ve orkestrasyon çalıştım. Oradan da Paris’e giderek Paris Konservatuarı’nda Pierre Sancan, Nadia Boulanger ve Monique Haas gibi önemli hocalarla çalışma imkânı buldum. 16 yaşındayken “Piyano ve Oda Müziği” dallarında birincilikle mezun oldu.

Günlük Hayatın Vazgeçilmez Parçası

Sahnedeyken hata yapmamayı nasıl başarıyorsunuz, bir motivasyon kaynağınız var mı?

Sahnede hata yapmamanın tek yolu, çok çalışmaktır. Çok çalışmanıza rağmen de hata yapabilirsiniz, ancak bir eseri isminizi öğrendiğiniz bildiğiniz kadar içselleştirmişseniz, hata payını en aza indirmiş olursunuz. Bu noktaya ulaşmak için her gün düzenli olarak çalışmak gerekir. Küçük yaşlardan itibaren edinilen bu alışkanlık için artık fazla motivasyon aramaya da gerek olmaz. Çalışmak artık yemek içmek kadar ihtiyaçtır, günlük hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır.

Her Konser Eşsiz Bir Deneyim

Beş kıtada seksen ülkeyi kapsayan uluslararası müzik kariyeriniz var. Önemli orkestralarla büyük konserler verdiniz. Sanatçı geçmişinize dönüp baktığınızda unutamadığınız bir konseriniz var mı?

Unutulmaz pek çok konser deneyimi yaşadığım için gerçekten çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Her bir konser aslında eşsiz bir deneyim. Geriye dönüp baktığımda; Vladimir Ashkenazy, Andrey Boreyko, Vladimir Fedoseyev, Neeme Jarvi, Esa-Pekka Salonen, Stanislaw Wislocki gibi usta şeflerle verdiğim konserler benim için çok özeldi. Ayrıca oğlum keman sanatçısı Erkin Onay ile birlikte konser verdiğimde de çok mutlu oluyorum.

Büyük sanatçıların genelde bir ilham kaynağı oluyor. Sizin ilham kaynağınız var mı?

Farklı zamanlarda, çok değişik şeyler ilham veriyor bana. Bazen konser verdiğim bir şehir, bazen yeni açmış bir gül goncası, bazen gittiğim bir sergi ya da dostlarımla, torunlarımla, ailemle geçirdiğim mutlu günler…

Türkiye’de son zamanlarda gençlerde, sanat ve müziğe doğru yoğun bir ilgi var, bu görüşe katılır mısınız?

Ülkemiz müzikal yetenek açısından gerçekten çok zengin. Zamanla olanaklar arttıkça, konservatuarlarda yetişen kuşaklar çoğaldıkça, ilgi de orantılı olarak arttı. Uzak doğu ülkelerinde de durum bizdeki gibi. Aileler çocuklarının profesyonel müzisyen olmasa bile, müzik zevki sahibi olmasını düşünerek çocuklarını enstrüman dersi almaya yönlendiriyor. Profesyonel olmak üzere, konservatuarlarda eğitim alan gençlerimiz de teknolojik ve maddi olanakların artmasıyla, yurt dışında eğitimlerine devam etmek ve kendilerini geliştirmek için, eskiye kıyasla daha fazla imkân sahibi…

Uzun ve Zorlu Bir Çalışma

“UNICEF İyi Niyet Elçisi” ve devlet sanatçımız olarak çocukları müziğe teşvik etmek için neler yapılmalıdır?

Çocuğun yeteneği fark edildiğinde, ailenin büyük bir özenle, her türlü araştırmayı yapması gerekir. Hangi enstrümana yatkın ve hevesli olduğu, hangi öğretmenle çalışabileceği gibi konularda yardım almak büyük önem taşır. Gelişmeleri yakından takip edip, özellikle küçük yaşlardaki çocukların aile tarafından desteklenmesi çok ama çok önemlidir. Çocuk müziği meslek olarak seçmek istiyorsa, ailenin onayı çocuğa hissettirilmeli ve arkasında durulduğu, her tür desteği alabileceği tekrarlanmalı, güven vermeli. Müzisyenlik mesleği uzun ve zor bir çalışma gerektiriyor. Bu nedenle, ailenin güç vermesi büyük önem taşıyor.

 

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir