“Sanatın İçinde İnsanlık Tarihi Vardır”

Ülkemizin önemli çello sanatçılarından Rahşan Apay ile müziğin dilini ve kariyerini konuştuk. Apay, “Yıllarca Batı müziğini yüceltip kendi sanatımızı yeren zihniyeti kırmamız gerektiğine inanıyorum. Yurt dışında veya yurt içinde eğitimini tamamlamış, uluslararası çapta başarılara imza atmış artık birçok çağdaş müzik bestecimiz var. Onların yarattıkları bu seslere kulak verip, bu topraklardan da dünyaya anlatmaya değer birçok hikâye olduğunun farkına varmalıyız. Kültürleri en iyi anlayabileceğimiz noktalardan biri müziktir. Dünya, Amerikanizm kıskacı altındayken her ülke kendi müzikal mirasına sahip çıkmalıdır. Bu da biz yorumcuların ve bestecilerin görevidir. Her genç sanatçı kendi yolunu bulacaktır. Her çağın kendi dinamiği vardır ve bunu en iyi o çağın gençleri bilir.” diyor.

Size göre müzik nedir?

Müzik, toplumları birleştirir, farklılıkların üzerini örter. Müzik sizi dinginleştirip, ehlileştirebildiği gibi vahşileştirebilir de. Müzik, farklı ırkların, renklerin, dillerin ve inanışların çok ötesinde bir anlayışla, insanı bir ortak duygu birliği içinde tutar. Bir gün, bir bakmışsınız, dilini sevmediğiniz, ten rengini benimseyemediğiniz ya da farklı bir politik görüşe sahip biriyle çok sevdiğiniz bir pop sanatçısının konserinde yan yana şarkılar söyleyip, tek bir duygu bütünlüğünde birleşmişsiniz… Bu nedenle müzik, kafalardaki ayrımcılığı sonlandırabilen, insanlara hayattaki temel erdemleri ve ortak insani değerlerini hatırlatan ve onları birleştiren bir fenomendir.

Sesin Frekans Gücü

Müziğin ana kaynağı olan ses, titreşimlerin sonucudur. Bir ses kaynağından çıkan sesin, bir saniyedeki titreşim sayısına frekans denir. En kaba maddeden, sese, renge ve enerjiye kadar uzanan bir skalada, evrendeki her bir hücrenin bir frekansı, yani bir titreşim sayısı vardır. Frekans kavramının ne kadar önemli olduğunu aktarabilmek için Nicola Tesla’nın bir sözünü sizinle paylaşmak isterim: “Eğer evrenin gizemini anlamak istiyorsanız, enerji ve titreşim yasalarıyla düşünün.” Nicola Tesla’nın Haarp teknolojisinde yaptığı, kullandığı maddenin frekans seviyelerini değiştirip etrafındaki diğer maddeleri etkilemesidir. Bu şekilde yağmurlar yağdırıp, depremler oluşturabiliyorlar.

Şifalandırıcı Sesler Bütünü

Eğer bir sesin frekansıyla biraz oynamalar yaparak böylesi büyük neticeler alabiliyorsak, düşünün dinlediğimiz müziklerin bedenimize, ruhumuza ve bilinçaltımıza olan etkilerini… Eğer siz bir müzikle insanların kendilerini jiletlemesi sonucunu oluşturabiliyorsunuz, o zaman bir toplumu da müzikle yönlendirebilirsiniz. İşte müzik bu kadar önemli bir şeydir. Birleştirici olabildiği kadar, ayrıştırıcı da olabilir. Asıl soru, bizim onu nasıl kullanmak istediğimizdir… Değiştirici, dönüştürücü, şifalandırıcı ve ilham verici özellikleriyle müzik, her bir bireyin kendi içine olan yolculuğundaki refakatçisidir. Benim de dileğim, elimden geldiğince doğanın ses paletindeki frekanslarından anlamlı bir bütünlük oluşturan müzikleri dinleyiciye en samimi haliyle taşımak.

 

Günün kaç saatini müzik çalışmalarınıza ayırıyorsunuz? Çalışma disiplininiz hakkında konuşmak isteriz…

Enstrümandaki hâkimiyet, takdir edersiniz ki daima çalışmakla, yani ellerinizin sıcak kalmasıyla sürdürülebilir. Fakat konservatuardaki öğrencilik hayatındaki gibi düzenli olarak saatlerce çalıştığımız yıllar çoktan geçtiği için ve artık profesyonel hayatta sizi fiziki anlamda aktif tutacak yoğunlukta bir konser programınız da varsa, zaten her konser için yapılan yoğun ve verimli çalışmalarla bu hâkimiyeti devam ettirmek mümkün oluyor. Bu sebepten, artık bu noktadan sonra size, her gün düzenli olarak şu kadar saat çalışıyorum diyemeyeceğim. Bazen İstanbul boğazı kenarında içilen bir çay ya da sevdiklerinizle geçirdiğiniz güzel anlar da bir enstrüman solistinin hayat kalitesine ve çalışına etkendir. Çellonun dört teli üzerinde uzun saatler geçirmiş olmak kolay bir disiplin değil. Kendinizi başka konularda da beslediğinizde çalışmanız da sahnedeki yorumunuz da zenginleşiyor. Ancak konser günleri yaklaştığında, çalınacak eserin ya da eserlerin zorluğuna göre bazen birkaç ay önceden, bazen ise beş gün önceden, kampa girer gibi sıkı ve hedefe yönelik bir çalışmayla günde minimum 1-2 saat, maksimum da 14-15 saat çalıştığımı bilirim. Bir enstrümanı iyi çalabilmek, akrobasi yapmak demek değildir. Hayatın manasını, elinizden geldiği kadar, o anın içinde toplayıp paylaşmaktır. Bütün çalışma da bunun içindir.

Türk müzik kültürünün gelecek nesillere aktarılması adına, Türk bestecilerinin eserlerini kayıt altına almakta ve konserlerinizde seslendirmektesiniz. Bu yola yeni çıkmış genç müzisyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Onlara takip etmelerini önereceğiniz viyolonsel sanatçıları kimlerdir?

Ülkemin Karadeniz yaylalarına, Doğu Anadolu’nun mistik atmosferine, Ege’nin folkloruna, doğasına, İstanbul’un 2700 yıllık, Doğu’nun ve Batı’nın imparatorluklarına başkentlik yapmış tarihine, Anadolu’nun üzerinden geçmiş sayısız medeniyetlerinden öğrenmeye, ilham almaya ve onlarla bir yaşamaya bayılıyorum. Bu zenginliğin, çeşitliliğin içinde üretilmiş, onların bilgisinden ve duygularından doğmuş müzikleri bizler çalmayacağız da kim çalacak? Birçok farklı coğrafyanın sesini, müziklerine nakşetmiş olan geleceğin kültür elçileridir bizim bestecilerimiz. Bakın, Kelt müziği nasıl çalınır, ben bilemem. İrlanda halk şarkılarının şarkılama tekniği nasıldır, bilemem ama öğrenebilirim. Kimden? O ülkenin kendi öz bestecilerinden ve performansçılarından o ruhu anlamaya gayret edebilirim. Bugün aksak ritimleri, damarlarımızda akan kan kadar doğal bir şekilde çalabiliyorsak, bu topraklarda geçmişte ve günümüzde yaşanan her acıyı, her keyfi, her dersi, her öğretiyi bizler yaşıyorsak, kendi bestecilerimizin yazdığı müzikleri de önce kendi halkımıza sonra da dünyaya tanıtan yine bizler olmalıyız. Örneğin; çağdaş müzik bestecisi ve eşim Armağan Durdağ’ın bütün bu kültürel zenginliğimizi içinde barındıran ve onu detaylarıyla anlattığı “The Land of Colors” (Renklerin Coğrafyası) ismindeki Batı müziği ve Türk müziği çalgılarından oluşan yeni albümü Amerika’da 2018’in Aralık ayında çıkacak. İnternet üzerinden de bütün dünyada dinlenilebilecek olan bu müzikler, Kibele’den, Mevlana’ya, Yunus Emre’den Hacı Bektaş Veli’ye, Hz. Davut’tan Meryem’e ve Mustafa Kemal’e kadar bu toprakların birçok değerini konu alıyor.

Bu Görüşü Kırmak Gerekiyor

Kültürümüzün içinden doğup, onu kendi benliklerinden geçirdikten sonra yazdıkları müziklerle kültürümüzü ölümsüzlüğe götüren bestecilerimizin bu eserlerini seslendirip kayıt altına alarak geleceğe aktaracak tek kişiler biz performans sanatçılarıdır. Yıllarca Batı müziğini yüceltip kendi sanatımızı yeren zihniyeti kırmamız gerektiğine inanıyorum. Yurt dışında veya yurt içinde eğitimini tamamlamış, uluslararası çapta başarılara imza atmış artık birçok çağdaş müzik bestecimiz var. Onların oluşturdukları bu seslere kulak verip, bu topraklardan da dünyaya anlatmaya değer birçok hikâye olduğunun farkına varmalıyız.

Kültürleri en iyi anlayabileceğimiz noktalardan biri müziktir. Dünya, Amerikanizm kıskacı altındayken her ülke kendi müzikal mirasına sahip çıkmalıdır. Bu da biz yorumcuların ve bestecilerin görevidir. Her genç sanatçı kendi yolunu bulacaktır. Her çağın kendi dinamiği vardır ve bunu en iyi o çağın gençleri bilir. Zaten dünya bu kadar hızlanmışken, eskinin tavsiyeleri çok kısa bir süre içerisinde demodeleşecektir. Sadece şunu söyleyebilirim: Besteciler ve yorumcular mutlaka birlikte daha çok vakit geçirmeliler. Bu, genç bestecilerin eserlerinin daha çalınabilir olmasına katkıda bulunacağı gibi, performansçı açısından da yeni bir müziğin yaratım sürecine tanık olmak ve yeniye kucak açmak demektir.

Günümüzün teknolojileri sayesinde, en eski siyah beyaz kayıtlara bile kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Biraz muhafazakâr, biraz da yenilikçi olmakta fayda var. Bugün, yeniçağın seslerini içeren viyolonsel kayıtlarına da ulaşabilmekteyiz. Dünya bambaşka yerlere gidiyor. O nedenle dünyadaki tüm seslere açık olmakta fayda var. Benim son dönemdeki favori çellistim Amerikalı Alisa Weilerstein. Tabii ki Çin asıllı Amerikalı çellist Yo-Yo Ma da ayrı bir yer kaplar kalbimde. Şu an hayatta olmayan efsane yorumculardan birkaçını da sayabilirim: Daniil Shafran, Pierre Fournier, Mstislav Rostropovic, Jacqueline Du Pre ve Paul Tortelier gibi…

Müzik Bir Kültür Mirasıdır

Barok dönemden 21.Yüzyıl çağdaş müziklerine kadar geniş bir repertuara sahipsiniz. Günümüze konu olan klasik Batı müziğinin tükendiği görüşü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Klasik müzik demek, sadece eskinin müziği demek değildir. Klasik müzik alanında bugünün kültüründen doğan müziklerin de bestelendiğini unutmamak gerekir. Birkaç yüzyıl önce, sadece klasik Batı müziğinin dinlenmesinin sebebi, kayıt teknolojisinin olmaması ve endüstri devriminden önce çok çeşitli türlerde hayatların ve dolayısıyla müziklerin olmamasıydı. Bu sebeplerden ötürü insanların o zamanlarda eğlenmek ya da dinlenmek için gittikleri birkaç aktiviteden biri olan konserlerde dinledikleri müzikler, günün müziğiydi. Yani Mozart’ın döneminde çoğunlukla çağdaş müzik dinlenirdi. İnsanların çağdaş müzik dinlemesi, aslında çağının farkında olması ve çağının meyvesiyle beslenmesine benzetilebilir. Bu, bu kadar doğal bir şey olarak algılanmalıdır.

Dünya Popüler Müzikten İbaret Değil

Bugün dünya, sadece televizyonların yönettiği popüler kültürün takip ettiklerinden ibaret değildir. Ayrıca bu kültürü takip edenler de bir gün klasik müzik dinlemeye başlayabilirler. İnsanların ruhsal, entelektüel ve duygusal dünyalarının zenginliğine göre seçtiği yönelimleri vardır ve bunlar her zaman değişkenlik gösterebilir. Ama bazı şeyler zamansızdır. Bazı sanat eserleri ölümsüzdür. Her zaman kullanılır, dinlenir, okunur, seyredilir, üzerine konuşulur. Sanatın içinde insanlık tarihi mevcuttur. İnsan kendisini sanatla anlatmak, sanatla sonsuzluğa bırakmak ister. Bu ilk insanda da böyleydi. Şimdi de böyle. Eski çağlarda yaşamış uygarlıkları incelediğimizde, onlar da alet edevattan önce duvarlara hiyeroglifler ve çeşitli hayvan resimleri çizerek bizlere bir şeyler anlatmaya çalışmışlar. Bu sayede, bugün bizler tarihimizi anlayabiliyoruz.

Müzik Kültürlerin Mirasıdır

Müzik, toplumların dünyaya bıraktığı kültür mirasıdır ve yok olmak bir yana, gelişerek ilerideki zamanlarda da var olmaya devam edecektir. Resim sanatı tükendi diyebilir miyiz? Elbette hayır. Çağının gerekliliklerine göre şekillenip her daim var olmuştur ve olacaktır. Yeniçağın klasik müzik bestecileri yepyeni teknikler, enstrümanlar, mekânlar, sesler ve felsefeler kullanarak müziğe yeni katkılarda bulunuyorlar ve bulunmaya devam edecekler. Teknolojik alanlardaki gelişim de klasik müziğin içine girmiş durumda. Kim bilir, belki birkaç sene içinde dünyaca ünlü şefleri, orkestraları, yorumcuları evlerimizde, sanki o konser salonundaymışçasına, üç boyutlu izleyebileceğiz.

İnsan Her Gün Yeniye Doğuyor

Geriye dönüp baktığınızda kariyerinizde hedeflediğiniz noktaya vardığınızı düşünüyor musunuz? Yoksa bugünü, henüz ulaşmak istediğiniz hedefin bir basamağı olarak mı görüyorsunuz?

Hedefler ve hayaller siz gelişip olgunlaştıkça form değiştiriyorlar. Konservatuara başladığım ilk yıllarda çok güzel viyolonsel çalabilmeyi ve güzel müzik yapabilmeyi istiyordum. Eser öğrendikçe konserler vermek, konserlerde dinleyicilerin kalplerine dokunmak istiyordum. Güzel müzik yapabilmek içinse hayatın renklerini yaşamanın gerekliliğine inanıyordum. Hayalim, bütün bunları duyumsayan ve birleştiren bir viyolonsel solisti olmaktı. Tam tarif ettiğim gibi de oldu. Hayatım, güzel müzikler, güzel konserler ile hayatın acı ve tatlı birçok rengini yaşayarak evrildi. Şimdiyse bambaşka bir müzikal serüvene doğru kapılmaya başladığımı görüyorum. Gerideki 30 yılı aynı müziklerle ve aynı zihniyetle tekrar etmekten ziyade, yeni bir şeyler söyleme ihtiyacı… İnsan her gün yeniye doğuyor. Şimdilik sürpriz olsun ama artık her sabah yeni hedefler için uyanıyorum. En yüce duygu insana hizmet etmektir. Eğer bir insanın içindeki ilahi kıvılcımı, yaşam ateşine çevirebilecek bir katkı sağlayabilirseniz, bundan daha güzel bir şey hayal edemiyorum. Her canlının asli görevi kendi gerçekliğini yaşamaktır. Bu görevin müzikal ve yazı kısmında yer almak bundan sonraki dileğim.

Hayatımın Tam Ortasında

Müzik kariyerinizin yanı sıra dergi yazarlığı tecrübeleriniz de olmuş. Yazmak hayatınızın neresinde ve ne kadar yer kaplıyor? Yazarlık ile ilgili gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?

Yazmak hayatımın tam ortasında… Yazmak; kendimi anlama, kendi derinliklerime inme çabası, insanı anlama çabası demek ve insanlara kelimelerle dokunabilmek demektir. Yalnız kaldığım her an yazmayı, notlar almayı çok severim. Çantamda bir kalem ve bir defter mutlaka vardır. Yanında da bir fincan çay varsa, değmeyin keyfime. Yazmak, kelimelerle beste yapmak gibi… Hele bir de bir ritim yakalayabildiyseniz, harika!  İlkokuldan beri yazıyorum ve ölene kadar da yazmak istiyorum. İleride birkaç kitap yazmış olmayı hayal ediyorum. Ayrıca yeniden bir dergide yazmayı düşünebilirim. İnsan zaman geçtikçe yaşadıklarından elde ettiği tecrübelerini aktarmak istiyor dinlemeyi arzu edenlere.

İlham Kaynağım İnsan

Her sanatçının, sanatını icra ederken ilham aldığı bir kaynağı vardır. Sizin için bu kaynak nedir?

Benim için bu kaynak, insandır. Sadece sokaktaki herhangi bir insanı gözlemleyerek bile onu anlatan bir müzik bulup seslendirebilir, böylece kendinizi ve etrafınızı dönüştürebilirsiniz. İnsan duygudan ve düşünceden oluşan bir varlıktır. Duygu ve düşünce paletinizin çeşitliliği, size icra sırasında zenginlik katar. Yaşanmışlıkları gözlemlemek insanı sakinleştirir, derinleştirir ve zenginleştirir. Çeşitlilik, renklilik, dünyanın ve ülkemizin kültürel zenginliği, ya da harika bir semtteki sokakların dokusu, denizin ya da sokak kedilerinin bakışları, benim bir sonraki sefer enstrümanımı tekrar elime alıp çalmam için ilham kaynaklarım.

Müziğin de bir matematiği var. Sahnedeyken bu matematik doğrultusunda mı, yoksa tamamen duygularınızla mı hareket ediyorsunuz?

Müziğin matematiği demek, tekniği ve teorisi demektir. Her sanat dalında olduğu gibi bunlara hâkim olduğunuz zaman sanat eserini hayata aktarmaya başlayabilirsiniz. Ancak bu bana göre sadece bir başlangıçtır ve sahnede biraz sihir tozu gereklidir. Eserleri iyice çalışıp öğrendikten sonra başka bir yolculuk başlar. Belki diğer sanatçıların hayatında sahnede sanatını icra etmekteyken bile teknik çok önemli bir yer kaplar. Ama benim için sahneye çıktığımda icra ettiğim eserin tekniğini düşünmek biter. Geriye sadece bestecinin o eserle beraber hayata ne katmak istediği ile ilgili düşünceleri ve duyguları kalır. Bu da bana göre, sahnede dinleyiciyle bütünleşirken en kıymetli haldir. Bu hal içinde bir sanat eseri icra edildiğinde, oluşan müziğin bu evrendeki amacına ulaşmasının daha mümkün olduğuna inanıyorum.

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir