“Tiyatro Hayat Biçimimdir”

Usta tiyatro oyuncusu Hakan Altıner ile sanat geçmişini ve projelerini konuştuk. Altıner, “Oyuncu olmak isteyen gençlere benim temelde söylediğim şey şudur: Eğitimini alsınlar, çalışsınlar ama bu işe heveslenmişlerse çok fazla oyun seyretsinler. İmkânlar artık çoğaldı. Stüdyo tiyatroların çoğalmasıyla bir gecede yüz tane oyun perde açıyor. Dolayısıyla tiyatroyu seyirci olarak severek izleyerek takip etsinler ve takibini sağlasınlar. Bu işin eğitimi için doğru bir kanal seçsinler. Tiyatroyu bir hayat biçimi olarak kabul etmeyi baştan göze alsınlar. Bunun için çok romantik konuşmak istiyorum. Özel hayatın temposu içerisinde tiyatro birinci derecede yer almak durumdadır. Bu da tiyatroyu çok sevmekle başlıyor. Önce bunu bir düşünsünler.” diyor

Bu Oyun Tiyatromuzun Uğuru

Moliere’in 17. Yüzyılda kaleme aldığı “Kibarlık Budalası” oyununu yönetiyorsunuz. 577. kez oyununu oynacak. Bu kadar büyük bir oyunu yönetmek nasıl bir duygu ve oyun hakkında bilgiler almak isteriz?

Büyük oyunun kapsamında oyunu neyle büyük kılacağınız çok önemlidir. Oyunu büyük kılan sadece kadrosu mudur yoksa içinde oynanan oyun mudur… Bunun çeşitli öğeleri var. Kalabalık oyunların kadrolarını çok yönettim. Şehir tiyatrosundan Çalıkuşu’nu müzikal olarak sahneye koymuştum. 123 sözlü rol, 40 dansçı, 71 orkestra vardı. Oyunu elimizdeki mikrofonla yönetiyorduk. Kibarlık Budalası’nın en önemli özelliği tabii ki ilk olarak Haldun Dormen’dir. Haldun Dormen, Dormen tiyatrosunu ikinci kez kapattıktan sonra yedi sene yönetmenlik yapmış ama sahneye çıkmamıştır. Bir gün bana telefon ederek; “Hakancığım Profilo’da bir öğlen yemeği yiyelim” dedi. elinde bir dosyayla geldi. “Ben yedi yıldır sahneye çıkmıyorum. Şöyle bir rüya görmeye başladım. Sahneye çıkıyorum ve hiçbir şey hatırlamıyorum. Salon bomboş… Kâbus görmeye başlıyorsam artık benim sahneye çıkmam lazım. Özel tiyatrolar içerisinde bir tek senin tiyatronda çıkmak istiyorum, eğer kabul edersen.” dedi. Hayatımın mucizesiydi. “Onur duyarım, hoş geldiniz” dedim. Daha sonra oyun arayışına girdik. 31 Aralık günü Haldun Abi Prag’dayken onu aradım. “Moliere oynamak ister misiniz” dedim. “Evet” dedi. 5 Ocak’ta “Kibarlık Budalısı” için çalışmaya başladık. Haldun Dormen sekiz sene sonra sahnelere dönüyor diye Lütfi Kırdar’da iki oyun için yer tuttuk. Kirası çok yüksekti. Bunu gelip Haldun Dormen’e söylediğimde “Bu bir mesleki intihar bunu yapmayacaktın. Kaç bilet satmayı umuyorsun.” dedi. Ben 3 bin dedim. “300 tane satarsan Prag’da sana öğlen yemeği ısmarlayacağım.” dedi. Ve biz 2850 adet bilet sattık. Haldun abiyle hâlâ konuşuyoruz, bana bir yemek borcunuz var diye… Ondan sonra Kibarlık Budalası bizim tiyatromuzun uğuru oldu. 10 yıldan beri soluksuz olarak oynuyoruz.

Zihin Tiyatromuzda Oynayacak

Haldun Dormen “Yıldızlı Haldun” oyununu kitaplaştırdı. Fakat bu eserin mimarı sizsiniz. Hikâyesini dinlemek isteriz. Neler söylemek istersiniz?

Bundan 5-6 yıl önce bir vakıf Yıldız Kenter ile Haldun Dormen’e ödül veriyordu. Haldun Dormen’de o gece “Yıldız’la 6 sene komşu olduk. Bir oyunda karşılıklı oynamak nasip olmadı içimde uktedir.” dedi. İki gün sonra Haldun Abiye, “Sizi Yıldız Hocayla bir araya getirelim eski oyunlarınızdan parçalar koyalım ama buna bir konu bulun ve metni siz yazın.” dedim. Çok mutlu oldu ve Yıldız’la Haldun diye bir oyun yazdı. Çok güzel bir oyundu şimdi yayınlandı çok şükür. 11 kişilik kadro yaptık. Okuma provalarına başladığımız zaman Yıldız Hocanın ablası Bodrum’da rahatsızlandı. Orada kalması gerektiği için metni alıp yanına gittim beraber çalıştık. Yaz boyunca hastaneye gidip geliyordu, büyük bir depresyon başladı. Hiç unutmuyorum, Eylül 17 için Karşıyaka Bostanlı’daki açık hava tiyatrosunu tutmuştuk. Daha sonra Yıldız Hocanın kızı Leyla benimle yaşıttır ve arkadaşımdır. Bunu doğru bulmamış bir avukat hanım beni aradı: “Ben Leyla Kenter’in avukatıyım, siz Yıldız Hanım’ın rahatsızlığına rağmen anladığım kadarıyla bir istismara yol açıyorsunuz…” dedi. Hiç uğraşmayın, hocanın sağlığı bizim için çok önemlidir ve bu oyundan vazgeçiyoruz, dedim. Daha sonra şimdi oynamayan oyun, okunarak zihin tiyatromuzda oynanmaya devam edecek.

Sinema, tiyatro ve televizyonda oynuyorsunuz… Hangisi sizin için daha özel?

Tiyatro, tiyatro, tiyatro… Tiyatro bu işin anasıdır. Seyircinin nefesini duyarak oynamanın tadı bambaşka… Sinemada ise çok az çalıştım fakat güzel iki iş yaptık.

Dizi sektörünü de konuşmak isterim. Güçlü kadrolu diziler birkaç hafta sonra final yapıyor. Diziler neden bitiyor, bu konuda yorumunuz ne olacaktır?

Çok farklı dinamikler var. Bir tanesi şu anda televizyonların dünyada olduğu gibi parasız izlenmesidir. Dolayısıyla reklam verenler, kendi müşterilerin arı etkisi altındadırlar. Onlar yön veriyor ve vermeye devam ettikçe çok hayal kırıklıkları oluyor. Genç meslektaşlarıma üzülüyorum. Çünkü onlar umut bağlıyorlar. Dizilerin çok yıpratıcı ve yorucu oluşunun bir sebebi de uzun talep edilmesidir. Her hafta bir sinema filmi çekiliyor. Dünyada böyle bir şey yok. Kanallar şimdi bir reyting sınırı getirdi. Eskiden ilk 13 bölüm diye bir laf vardı, her halükârda dizi 13 bölüm yayınlanırdı. Şimdi belli bir reyting skalası koyuyorlar. Dizi bunun üzerine çıkmazsa ikinci bölümde çöpe gidiyor. Çok emek böylece çöpe gidiyor…

Bedenini ve Sesini Kullanmalı

Peki, dizilerdeki oyunculukları nasıl buluyorsunuz?

Oyunculuk, insanın doğasından geliyor olabilir. Fakat ben, oyunculukta yeteneğe inanmıyorum. Müzikte inanıyorum. Müzik kulağı denen bir şey var, onun duyduğunu ben duymuyorum. Resim gözü diye bir şey var. Ben o perspektifi görmüyorum. Oyunculuk meselesinin ana kuralı, zeki olmaktı. Bedenini, sesini ve doğaçlamalardaki üretkenliğini kullanmak için eğitim alması gerekir. Bunlar olmadan, oyuncu olunmuyor. Oyuncularla çalışma çok ayrı bir konfor getiriyor ve işe çok kalite getiriyor.

Oynadığınız bunca oyun içerisinde sizde yeri ayrı olan bir oyun var mı?

“Kibarlık Budalası” benim için efsanedir. Onu hemen birinci sıraya oturturum. Şehir Tiyatrosunda “Günden Geceye” oyunu vardı, onun üzerinde çok çalışmıştım. “Kedi Sahne Sanatları”nda yaptığım müzikal olmayan “Çalıkuşu” beni çok etkilemişti. Müzikal olmayan anlamda beni çok etkilenmiştir.

“Ölü Ozanlar Derneği” çok severek yaptığım oyunlar biridir. Bu seneki “Çiçekçi Sokağı Cinayeti” benim yıllar öncesinde yaptığım bir projemdi. “Aşk Kalıcıdır” yeni sahneye koyuyorum, istediğim oyuncularla çalıştığım oyundur…

Röportajın devamını Turkcell Dergilik uygulamasından veya www.ktpkitabevi.com üzerinden temin ederek okuyabilirsiniz

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir