Okuma Tavsiyeleri

Derde Deva Randevu

Murat Menteş

Dostoyevski’yle sohbet etmeyi kim istemez? Shakespeare’e akıl danışmayı, Fârâbî’yle tanışmayı, Nietzsche’ye sorular sormayı? Derde Deva Randevu, imkânsızı başarıyor. Okuru, zamanda edebî bir yolculuğa çıkarıyor. Kitapta, romancı Murat Menteş’in 11 yazarla yaptığı hayalî söyleşiler yer alıyor. Onlara sorular yöneltiyor Menteş. Cevaplar ise yazarların eserlerinden geliyor. Hakan Karataş’ın sahne sahne çizdiği bu söyleşiler, büsbütün canlılık arzediyor. Hüseyin Rahmi’yi Heybeliada’da, Dostoyevski’yi St. Petersburg’da, Orhan Veli’yi Boğaziçi’nde görüyorsunuz.

İlginç bilgiler ve şaşırtıcı detaylarla yüklü, adeta sihirli bir kitap Derde Deva Randevu. Tecrübeli okura hatırlatmalarda bulunuyor, keşifler yapma imkânı sunuyor. Yeni okurlara ise yazarları ve eserlerini ana hatlarıyla takdim ediyor. Derde Deva Randevu’da diyalog şeklinde kurgulanan metinler, yazarlarla ‘yakınlık’ duygusu veriyor. Soru – cevaplarla ilerleyen kitap yazarların düşüncelerinin nedenlerini anlamayı sağlıyor. Şaşırtıcı, eğlenceli ve etkileyici bir kitap. Öğrenciler ve ömür boyu öğrenmeye devam edenler için ideal… Zincirleme beyin fırtınası! Derde Deva Randevu enteresan, matrak ve bilgi dolu.

Ortaçağ İslam Dünyasında Ekonomik Ekosistem

Ahmet Özdal

Ortaçağ İslam Dünyasında Ekonomik Ekosistem adlı bu çalışma, Ortaçağ İslam medeniyetinin gelişiminde lokomotif rolü üstlenen, ancak araştırmacılar tarafından en fazla ihmal edilen bir çalışma alanı olan ekonominin işleyişi meselesini ele almıştır. Yaklaşık 800 ilâ 1400’lü yıllar arasındaki tüm Eski Dünya bu çalışmanın kapsama alanını oluşturmaktadır. Eserde, bu tarihsel süreç içerisinde ve daha çok İslam coğrafyası merkezinde olmak üzere, endüstriyel altyapı, ticaret yolları sistemi ve iktisadi yapı incelenmektedir. Bu eser, İslam iktisat tarihini İpekyolu çok önemliydi ya da filan Müslüman/Türk hükümdarı ekonomiye çok önem vermekteydi basitliğinden kurtarmayı ve ekonominin gerçekte nasıl işlediğini gerçek manasıyla ortaya koymayı hedeflemektedir.

Bu kitap ayrıca, Ortaçağ İslam dünyasında uzak mesafeler arasında gerçekleşen ve kendi halinde gibi görünün basit ticaret vakaları ile ticari işlem olgularının esasında birbirleriyle ne denli bağlantılı olduklarını göstermesi açısından çok önemlidir. Ortaçağda ticaretin yapısını ve işleyişini de ortaya koyan bu araştırma, şeylerden ziyade bunların arasındaki karşılıklı ilişkileri ve statik enstantanelerden ziyade meydana gelen değişimlerin kalıplarını anlamlandırmaya gayret sarf ediyor.

Türkiye’de ve dünyada kaynaklara ulaşımdan dolayı tercih edilmeyen Ortaçağ İslam Ekonomisi ve Tüccarlar konusunda yaptığı titiz çalışmalarla bilinen Ahmet N. Özdal, takribi 700 kaynağın tetkikiyle ve beş yıllık fasılasız bir araştırmayla ortaya koyduğu bu çalışmasında, genel bir konuyu çok geniş bir zaman ve mekân diliminde, olabildiğince sıra dışı bir bakış açısıyla değerlendirerek kitaplaştırdı.

Kördüğümün Kanatları

Mehtap Altan

“Vicdanınızın kuyusuna, üzüm tanesi gibi tek tek dökülüp; kuyunun dibinde nefsinizi hakikatin şerbeti ile yumanız kadar güzel bir şey yoktur. Ömrünüz boyunca kirpikleriniz de, yüreğiniz de hep ıslaktır ama vuslata gidecek tek köprü olan ölümden utanmaz ve korkmazsınız böylece. Hayata mıknatıs olup; ‘yaşamak için her şey vebaldir’ diyenlerin ömrümü çalmaları belki de bana vuslatı kazandıracaktı.”

Mehtap Altan bugüne dek Türk öyküsünde şiir ve öykünün kesiştiği yerden konuştu. Lirik bir hava ile esti. Büyülü gerçekçiliğin hakikati işaret eden duruşu ile de üslubunu imledi. İmgesi, ruhundan parçaları öyküsüne katarken; o bugüne dek “kutlu yolculuk” adını koyduğu programlarında öyküsünü/yarasını/amacını genç gönüllere üfledi. Şimdi “Kördüğümün Kanatları” adlı yeni kitabı ve on altı öyküsü ile bu tanıdık sıcaklığı çok başka deneyimlerle de anlatmaya soyunuyor. Bir kez daha öykü, imgesine kavuşuyor Mehtap Altan ile…

Taşlar

Claudio Morandini

Küçük İtalyan köyü Sostigno’da her yer taşlarla dolmaktadır. Tarlalarda, sokaklarda, evlerde açıklanamaz bir şekilde ortaya çıkan ve gün geçtikçe sayıları artan taşlar canlı varlıklarmış gibi hareket ederler. Fısıldadıklarını duyanlar bile olmuştur… Jeologlar, taşların bölgedeki yer kabuğu yapısının bir sonucu olduğunu öne sürseler de köyün taşlarla dolmasına bir açıklama getiremezler. Böylece köylüler, inanışları ve tecrübeleri ışığında yaşadıklarını anlamlandırmanın ve taşlarla mücadele etmenin yollarını aramaya başlarlar. Olayların nedeni gibi başlangıç noktası da söylentilere göre değişir. Hayaletlerin ya da kötü ruhların işi midir bu? Yoksa doğa yılların intikamını mı alıyordur? Belki köy halkının sakladığı sırlardır sebebi?

Dino Buzzati’nin günümüzdeki temsilcisi olarak gösterilen Claudio Morandini, tüm bu küçük, sakin, pastoral parçaları alıyor; çokça hayal gücü, doğayla insan arasındaki çatışma ve edebiyatın büyüsüyle harmanlıyor. Claudio Morandini, hayal kurmasını bilen bir yazar. Peri masallarını, efsanelerin hafifliğiyle işleyip, trendlerden bağımsız olarak, berrak ve evrensel hikâyeler yaratan bir ruh. Aslen Aosta Vadisi’nden bu ses, Beckett’e ve Buzzati’ye yakın anlatım stiliyle melez edebiyatın bir temsilcisi.

İsrail Sorunu

Roger Garaudy

Bu kitabı Paris’te 1983 yılında çıkaran yayınevi, İsrail’in Fransa’daki Siyonist lobisi tarafından iflas ettirildi. O günden bugüne kadar da hiçbir yayınevi bu eseri tekrar basmaya cesaret edemedi. Garaudy, bu eserinden 13 yıl sonra İsrail, Mitler ve Terör kitabını yazdı, fakat kimse yayımlamaya cesaret edemediği için, kendi adına bastırdı, haksız yere cezaya çarptırıldı, kitabın satışı ABD ve Avrupa’da yasaklandı.

Bu eser, asla Yahudilere hakaret etmeyen, sadece siyasî Siyonistlerin gizli ve açık bütün emellerini gözler önüne seren, reddedilmez belgelere ve inkârı mümkün olmayan bilgilere dayalı bir dosyadır. Bu kitap, daha 1980’li yılların başında, Irak ve Suriye’nin bölünüp parçalanacağını kesin bir dille haber veriyordu. Yakınlarda Ortadoğu’da gerçekleşecek daha başka bölünmelere de dikkat çekiyordu.

Sonsuz Günbatımı

Furuğ Ferruhzad

1965 yılında yaşamöyküsünü ünlü yönetmen Bertolucci’nin belgesel film yaptığı, şiirleri ve hayatıyla tüm dünyada “biricik” yere sahip adlardan Furuğ Ferruhzad. Kısacık yaşamına rağmen (1935-1967) modern İran şiirinin en parlak temsilcilerindendir Furuğ. Sonuncusu “tamamlanmamış” olmakla birlikte beş şiir kitabıyla önce İran’da sonra tüm dünyada ezilen kadınların sesi olmuş bir şair aynı zamanda.

Sonsuz Günbatımı, Furuğ’un tüm okuyanları etkisi altına alan duyarlılığıyla; insanı, doğayı, zamanı, mekânı derin şiir diliyle sorguladığı şiirlerinden ustalıklı bir seçki. Onat Kutlar ve hem Kutlar’ın hem de Furuğ’un yakın dostu Celal Hosrovşahi’nin seçtikleri şiirler ve ustalıklı çevirileri, şairin şiir dünyasını tüm yoğunluğuyla aktarıyor. Sonsuz Günbatımı hacmen küçük ancak her kelimesi, her dizesiyle zihinlerinizde balyoz etkisi yaratacak bir kitap.

Şişedeki Adam Hiçoğlu’nun Serüvenleri

Feyyaz Kayacan

Türk öykücülüğünün özgün imzalarından Feyyaz Kayacan’ın hikâyesinin başlangıç noktasıdır Şişedeki Adam. Kayacan, kitabın 1957 yılında yayımlanan ilk haline, daha sonra üç öykü daha ilave etmiş, 1969’da Hiçoğlu’nun Serüvenleri adıyla yeniden okura sunmuştur.

Türk öykücülüğünde gerçeküstücü yaklaşımın seçkin örneklerinden oluşan kitabında “gerçeküstücü ruh haliyle” bir dünya yaratır Kayacan. Öyle ki, yıllar sonra yazacağı satırların, öykülerin, romanın tohumlarını eker bu kitabında! Bu sayede gerçek bir gerçeküstü bütünlük yaratır. Feyyaz Kayacan’ın kahramanları ve onların büyülü dünyası, ayaklarınızı yerden kesecek.

Yaşam ve Ölüm Yorgunu

Mo Yan

Mo Yan’ın epik romanı Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Mao Zedong’un toprak reformu hareketiyle Çin kırsalının geleneksel düzenini altüst etmesinden yaklaşık iki yıl sonra, 1 Ocak 1950 günü başlıyor. Bu iki yıl boyunca Cehennemin Efendisi Yama, ırgatlarına iyi davranmasıyla nam salmış Ximen Nao’ya, iktidarı yeni ele geçirmiş köylülerin kendisini neden idam ettiklerini itiraf ettirmek için her türlü işkenceyi uyguluyor. Ama Ximen Nao, cehennem ateşinde yakılma cezasını çektikten sonra bile masum olduğu iddiasını sürdürünce Cehennemin Efendisi Yama pes ederek onun eski topraklarına dönmesine izin veriyor.

Ne var ki, Ximen Nao yeniden hayata geldiğinde insan olarak değil eşek olarak doğduğunu anlıyor. Çünkü Cehennemin Efendisi Yama kalpleri kinle dolu ruhların yeniden insan olarak doğmalarını istemiyor ve o ruhları hayvan olarak yeniden dünyaya gönderiyor. Romanın beş bölümü, kahramanımızın altı reenkarnasyonla eşek, boğa, domuz, köpek ve maymun kimliğindeki yaşamlarında, eski ailesinin, dostlarının, rakiplerinin, düşmanlarının yazgısına tanık oluşunu aktarıyor. Ximen Nao son reenkarnasyonunda da şaşırtıcı bir bellek gücüne ve dil öğrenme yeteneğine sahip olan koca kafalı bir oğlan çocuğu olarak dünyaya geliyor. Roman bu farklı kimliklerin bakış açılarından Çin’in çalkantılı tarihindeki son elli yılın öyküsünü dile getiriyor.

Kur’an Üzerine Makaleler

Rudi Paret

Bilimsel araştırmalarının odağına Kur’an’ı koyan Rudi Paret, problematik konuları kendi perspektifinden bakarak eleştirel bir yaklaşımla açıklamaya çalışmıştır. Bu eser, Kur’an metninin ortaya çıktığı ortamı göz önünde bulundurarak ayetlerdeki kastın ne olabileceğini, yani Kur’an pasajlarının tarihsel anlamlarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Paralel pasajlar yöntemini kullanarak çalışmalarını derinleştiren Paret, tarihsel eleştiri yöntemini de uygulamak suretiyle bu pasajlara yeni anlamlar yüklemektedir. Büyük Alman şarkiyatçı Rudi Paret’in Kur’an metninin anlaşılmasına dair yayımlanmış makalelerinin bir araya getirildiği bu çalışma, ilim yolcularına ufuk açacaktır.

Said Halim Paşa Külliyatı

Vahdettin Işık

Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı’da başbakanlık koltuğuna oturan Said Halim Paşa’nın yeni dünyanın ürettiği sorunlara Müslüman kalarak ürettiği cevaplardan oluşan risaleler. Bu kitapta, Türkiye’nin en özgün entelektüellerinden birinin, çağını anlamak ve karşılaştığı sorunları aşmak için yüz yıl önce dile getirdiği ve bugün de hala geçerliliğini koruyan fikirleri var. II. Meşrutiyet Dönemi düşünce dünyası, “Karşı karşıya kaldığımız sorunları, kendi tarihî mirasımızın imkânlarını seferber ederek mi yoksa Batılılaşarak mı çözebiliriz?” sorusu etrafında şekillenmişti. Said Halim Paşa da hem Batı tecrübesini hem de memleketinin değerlerini bilen bir şahsiyet olarak tartışmaya katılmıştır. Paşa Batı’yı çok iyi bilir çünkü eğitimini Batı’da almıştır. Köklü bir aileden geldiği ve İslâmi bir terbiye aldığı için de buranın düşünce mirasına yabancılaşmamıştır. Nitekim onun bu farklı beslenme kaynakları ile kurduğu irtibat, meseleleri ele alışındaki özgüvenli ve itidalli tutuma doğrudan yansımış bulunmaktadır.

 

Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir