Türkiye’nin Maarif Dâvası


/ 26.08.2017

Türkiye'nin Maarif Davası

Nurettin Topçu


Türkiye’nin Maarif Dâvası

 Nurettin Topçu


Her büyük mütefekkirin bir gençlik tahayyülü vardır. Biz bunu Mehmet Akif’in, Asım’ın Neslinde, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Neslinde, Sezai Karakoç’un Diriliş neslinde ve burada zikretmeden geçilemeyecek Ali Ulvi Kurucu’nun ateşler içinde fakat yanmayan gençliğinde görebiliriz. Üstat Nurettin Topçu, gençlik tahayyülünü “Beklenen Gençlik” yazısında ortaya koyuyor. Biz burada, kitaptaki bu bölümden kısa bir alıntı ile Topçu’nun genç lik tahayyülünü özetlemeye çalıştık.


Topçu, gençliğin bitmeyen enerjisi ile hayat aşısı verilen milletlerin mutlaka medeniyet basamaklarında yükseleceğini ifade ediyor. Gençliğe verilecek hayat aşısını yapma görevinin de ancak maarif sisteminin işi olduğunu ortaya koyarak öncü neslin inşasında eğitimin ve öğretmenin önemini hatırlatıyor. Gençlik, geleceğin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınımızı keşfedebiliriz. Her devrin gençliği, kendi enerjisini harcayabildiği âlemde yaşıyor. Eski Mısır’ın gençliği tabiatla çetin mücadelenin sahnesinde, Sümer gençliği tapınakta, Yunan gençliği olimpiyatlarda, Roma gençliği ise forumda kendi siması ile görünmektedir. İlk İslâm dünyası  dünyasının yaşattığı gençlik, insanlığa hayır ve hizmet yarışında iken Cengiz ve Moğol gençlerinin, kestikleri kafalardan kule yapmak hususunda yarıştıkları görülmektedir.


Ashap devri, İslâm’ın ilk genç devridir. Osmanlılar, asırlarca yaşlanarak kocamış olan bu aşk ve iman ağacına yeniden gençlik aşısı yaptılar. Yavuz Selim sanki Hattab’ın oğlu Ömer’in tekrarlanan gençliğidir. İslâm’ın ilk cihadı olan Bedir’in sevgisiyle harekete geçerek Medine dışında düşmanı karşılamakta ısrar eden ilk İslâm gençleri Uhud’da can verirken sekiz yüzyıl sonra üzerlerine lav gibi ateş akıtan Bizans’ın surlarına tırmanmak için “Bugün şehitlik sırası bizimdir” diye şehitliği paylaşamayan Fatih askerlerinin gençliği oldular. Anadolu’da devlet kuran Müslüman Türk’ün simasını, Alparslan’ın yaşama aşkını, Allah sevdasıyla birleştirerek, kendinden rahmet ve sevgi taşıyan gençliğinde görüyoruz. Bu sima, asırların arasında olgunlaşarak Osman’ın adalet ahlakıyla Murad’ın şehadet sevdasında kemalini buldu. XVII. asra kadar bu muhteşem şahsiyet olgunlaşmasına bütün insanlığın hayranlığı çevrildi. Dünyanın en heybetli gençliğini hayata çıkarmıştık. Ancak, erginlik çağından sonra ihtiyarlayan her canlı varlık gibi, milletimizin tarihi de o muhteşem gençlik devrini aşarak yorgunluk çağını tanıdı. Son üç asırdan beri bu harikulade şahsiyetin çözüldüğünü görüyoruz. Bazen bozgunla biten bir harbin yıkamadığı ruhları, zafer uyuşturuyor ve bir nesli kendinden geçirtebiliyor. Kurtuluş Harbi’nden önceki devirde, vatan parçası diye Yemen çöllerine koşan bir gençlik vardı. Cumhuriyet gençliği için Anadolu’da hizmet teklifi, çoğu kere sürgüne gönderilmek manasına geliyor. 

BU MAKALEYİ SOSYAL AĞINDA PAYLAŞ

E- BÜLTENLER
E- BÜLTENLER
  • ZİYARETÇİ
  • /
  • LİMİTLİ KULLANIM

Türkiye’nin Maarif Dâvası


/ 26.08.2017

Türkiye'nin Maarif Davası

Nurettin Topçu


Türkiye’nin Maarif Dâvası

 Nurettin Topçu


Her büyük mütefekkirin bir gençlik tahayyülü vardır. Biz bunu Mehmet Akif’in, Asım’ın Neslinde, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Neslinde, Sezai Karakoç’un Diriliş neslinde ve burada zikretmeden geçilemeyecek Ali Ulvi Kurucu’nun ateşler içinde fakat yanmayan gençliğinde görebiliriz. Üstat Nurettin Topçu, gençlik tahayyülünü “Beklenen Gençlik” yazısında ortaya koyuyor. Biz burada, kitaptaki bu bölümden kısa bir alıntı ile Topçu’nun genç lik tahayyülünü özetlemeye çalıştık.


Topçu, gençliğin bitmeyen enerjisi ile hayat aşısı verilen milletlerin mutlaka medeniyet basamaklarında yükseleceğini ifade ediyor. Gençliğe verilecek hayat aşısını yapma görevinin de ancak maarif sisteminin işi olduğunu ortaya koyarak öncü neslin inşasında eğitimin ve öğretmenin önemini hatırlatıyor. Gençlik, geleceğin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınımızı keşfedebiliriz. Her devrin gençliği, kendi enerjisini harcayabildiği âlemde yaşıyor. Eski Mısır’ın gençliği tabiatla çetin mücadelenin sahnesinde, Sümer gençliği tapınakta, Yunan gençliği olimpiyatlarda, Roma gençliği ise forumda kendi siması ile görünmektedir. İlk İslâm dünyası  dünyasının yaşattığı gençlik, insanlığa hayır ve hizmet yarışında iken Cengiz ve Moğol gençlerinin, kestikleri kafalardan kule yapmak hususunda yarıştıkları görülmektedir.


Ashap devri, İslâm’ın ilk genç devridir. Osmanlılar, asırlarca yaşlanarak kocamış olan bu aşk ve iman ağacına yeniden gençlik aşısı yaptılar. Yavuz Selim sanki Hattab’ın oğlu Ömer’in tekrarlanan gençliğidir. İslâm’ın ilk cihadı olan Bedir’in sevgisiyle harekete geçerek Medine dışında düşmanı karşılamakta ısrar eden ilk İslâm gençleri Uhud’da can verirken sekiz yüzyıl sonra üzerlerine lav gibi ateş akıtan Bizans’ın surlarına tırmanmak için “Bugün şehitlik sırası bizimdir” diye şehitliği paylaşamayan Fatih askerlerinin gençliği oldular. Anadolu’da devlet kuran Müslüman Türk’ün simasını, Alparslan’ın yaşama aşkını, Allah sevdasıyla birleştirerek, kendinden rahmet ve sevgi taşıyan gençliğinde görüyoruz. Bu sima, asırların arasında olgunlaşarak Osman’ın adalet ahlakıyla Murad’ın şehadet sevdasında kemalini buldu. XVII. asra kadar bu muhteşem şahsiyet olgunlaşmasına bütün insanlığın hayranlığı çevrildi. Dünyanın en heybetli gençliğini hayata çıkarmıştık. Ancak, erginlik çağından sonra ihtiyarlayan her canlı varlık gibi, milletimizin tarihi de o muhteşem gençlik devrini aşarak yorgunluk çağını tanıdı. Son üç asırdan beri bu harikulade şahsiyetin çözüldüğünü görüyoruz. Bazen bozgunla biten bir harbin yıkamadığı ruhları, zafer uyuşturuyor ve bir nesli kendinden geçirtebiliyor. Kurtuluş Harbi’nden önceki devirde, vatan parçası diye Yemen çöllerine koşan bir gençlik vardı. Cumhuriyet gençliği için Anadolu’da hizmet teklifi, çoğu kere sürgüne gönderilmek manasına geliyor. 

BU MAKALEYİ SOSYAL AĞINDA PAYLAŞ

E- BÜLTENLER
E- BÜLTENLER