Hülya ASLAN : “Güzel giyinmenin bir okulu yok”

Tesettür Giyim Stili ve Markalaşma

‘’GÜZEL GİYİNMENİN BİR OKULU YOK, ZEVKLER ÖNEMLİ BİR ETKEN’’  / HÜLYA ASLAN

Sosyal medya ile ilk olarak nasıl tanıştınız? İlk hangi mecrada dijital kimlik oluşturmuştunuz?
İlk olarak Facebook ile başladı sosyal medya ile tanışmam, o dönem Twitter’da da oldukça zaman geçiriyordum, instagramı aktif olarak kullanmam ise 2012’nin sonları falan.

Tesettür ve modanın ilk dergisi olan Ala dergisi size ne ifade ediyor?
Var olanı yüksek sesle söylemeyi cesaret eden bir mecraydı Ala dergi, tüm baskılara rağmen sesini dünyaya duyurmuş ve bir kesimin moda algısına yön vermiştir. Sektörde yer almamda geniş kitlelere ulaşırken daha sağlam adımlar atmamda çok etkiliydi, mesleğin alfabesini ilk öğrendiğim okuldu.

Piyasada iyi moda dergileri veya moda sayfaları ağırlıklı popüler dergiler vardı. Ancak İslami moda sayfasına kombin yapacak tecrübede stylingci yoktu. Neden bu dergilerin tecrübeli isimleri tesettür kombini yapamadı ve sizler devreye girdiniz?
Çünkü başörtülü kadının kırmızı çizgileri var ve o dergilerin stylinglerini yapan tecrübeli isimler bu çizgileri kavrayamadı. Bir süre sonra yarım bağlanan bir eşarp veya ojeli tırnak göze batacaktı. Veya kombinler bu çizgilere uygun bir sonuçta olmuyordu. Yayınlar da giyim markalarının tanıtımları da bu nedenle kırmızı çizgileri daha iyi anlayan isimleri tercih ettiler.

‘’STİLİ KIŞININ DURUŞU BELİRLER’’
Kendi tecrübe kazanışınızı nasıl anlatırsınız? Dergide ne öğrendiniz? İçinizde olan zevki mi kombinlere yansıttınız? Dergiden önce kendisi de şık giyinen olarak nitelenen bir kişi miydiniz? Bazen bilmek ve kendine uygulamak farklıdır…
Dergide çok şey öğrendim, ama dergiden ayrıldığımda hala büyük eksiklerin olduğunu hissediyordum, kendime bir misyon belirledim. Amacım insanların stilini değiştirmek değil kendilerine stil oluşturmaları için doğru markaların sahaya çıkmasını sağlamaktı. Çünkü ben stil belirleyemem, kişinin duruşu, proporsiyonu, yaşam standartları, içinde bulunduğu ruh hali bile stilini belirleyen başlıca özelliklerdir. Sezonun trendlerini, renklerini ve özel detaylarını vurgulayabilir ve bu detayları günlük hayata uyarlamaları için tüyolar verebilirdim. Bu esnada sahaya çıkan markalardan tamamen kendi zevkime uygun olan parçaları seçip kombinledim ve bu kombinlerimi sosyal medya aracılığıyla takipçilerimle paylaştım. Bu işi yapmadan önce de yakın çevrem giyim tarzımı beğenirdi. Sanırım zevklerimiz stilimizi oluşturmakta önemli bir etken ve güzel giyinmenin bir okulu yok.

Üreticiler modellerini sizin taşıyabileceğiniz şekilde üretmeyi bile düşündü bir ara. Kıyafetlerin tanıtım yüzü olma serüveniniz nasıl başladı?
Kendi kişisel kombinlerimi instagram aracılığıyla paylaşıyordum, giydiğim hemen hemen her ürün takip edenler tarafından büyük ilgi görmeye başladı. Her şey o kadar hızlı gelişti ki ben bile bu hıza şaşıp kalmıştım. Markalar ürün göndermeyi talep ediyor ve instagramda paylaşmamı istiyorlardı. Ben profesyonel destek de alarak olan biteni fırsata çevirdim. Bir iş kolu oluşturmuş oldum. Markalarla sezonluk çalışmalar yapmaya başladım. Profesyonel çekimler, yurtdışı projeleri ve kampanyalarla kimsenin denemediği projeler üretmiştim. Farklı çalışmalar sektörde çok kısa zamanda ses getirmemi sağlamıştı. Hala da firmalarla başarılı çalışmalar yapıyoruz.

SOSYAL MEDYADA BAZI VERİLER BALON
Sizin yaptığınız işi yapmaya heves edenler çıktı peşinizden. Ve yaptılar da… Ama çığırı siz açtınız.
Aslında aynı şeyi yapan çıkmadı. Çoğunlukla karıştırıldı. Firmalara yön verip onları markalaştırmak başka, sadece ürünleri giyip mankenlik yapmak başkadır. Bu konu da çok mütevazi olamayacağım. 6 yılı aşkın iki dergide moda editörlüğü, kampanya çekimleri, katalog çekimleri yaptım ve birçok markaya danışmanlık verdim. Ben yaptığım işi sosyal medyaya göre değerlendirmiyorum. Takipçiler, likelar, popülerite bunlar bazen balon veriler. Ortaya nitelikli iş çıkarmak önemlidir ve çok şükür bu zamana kadar birçok başarıya imza atmayı nasip etti Allah. Bu bayrağı aldım ve bayrağı hak eden ellere teslim etmek isterim.

Türkiye’de tesettür giyim pazarında kalite sorunu ucuz kumaş ve ucuza mal etme anlayışından kaynaklanıyor desem, katılır mısınız? Katılırsanız bundan sıyrılan çok sayıda marka oluştu mu?
Üzülerek söylüyorum ki çok fazla olmadı. Ticari kaygılar, piyasa koşulları ve rekabet ortamı firmaların daha uyguna ürün üretme duygusunu tetiklerken, kalitesi düşen kumaşların koleksiyonlarda kol gezinmesine neden oldu. Uygun fiyata ürün üreten ve satan bazı firmalar, trendi yakalar ve doğru stratejiler belirlerse kalıcı olabilir ama maalesef diğerlerinin ömrü çok kısa. Çünkü hatalı kumaş, kaygılarla planlanmış koleksiyonlar kişiliğini yitirir ve firmanın markalaşmasını engeller. Tasarım ve özel kumaş ise mutlaka eğitilmiş gözler ve zevklere buluşarak, zaman içerisinde hak ettiği karşılığı bulur.

Dünyanın önde giden modacılarını takip edebiliyor mu tesettür moda sektörü?

Gitgide artıyor, bahsettiğim kaygılardan sıyrılan, dünyayı gezen, pantoneleri önemseyen ve dünyaca ünlü tasarımcılardan ilham alan sevdiğim markalar var, ama hala yeterli oranda değil. Dünyayı takip etmenin yanı sıra doğru stratejiler belirlenirse globalleşen bir markamız olabilir.

Özgün mü, iyinin ilhamı ile kaliteli bir taklit mi önde dersiniz? Yoksa ikisi de zor bulunur durumda mı piyasada?
Kimse risk almak istemiyor, taklitler oldukça fazla. Hep söylerim ilham alacaksanız da dünyada trendi belirleyen beş büyükler var onlardan ilham alın, en azından günceli takip etmiş olursunuz. Bir markanın özgün olarak tasarladığı parçaları bazen aynı hafta içerisinde başka firmada görmeniz mümkün. İşte bu yüzden onlara sadece firma diyebiliyorum, marka olmaları imkansız.

ÖNGÖRÜLER, MARKALARIN SEZON KADERİNİ BELİRLİYOR…
Siz üretim ve model noktasına geçiş yaparak kendi markanızı üretmeye nasıl karar verdiniz?
İşi daha iyi anlamak için mutfağına inmeniz lazım. Kumaşın kokusunu almanız dokunmanız lazım. Öngörüleriniz markanın sezondaki kaderini belirliyor, talepleri iyi algılamış ve bunu koleksiyona yansıtıyor olmak gerçekten haz aldığınız nokta. Daha önce üretim ve tasarım aşamasında eşlik ettiğim firmalar vardı. Kendi markam QOOQSTORE bu anlamda beni en çok besleyen marka oldu. Bir markayı benimseme isteğim beni bu yola itti.

Kendi markanız nasıl oluştu ve orada dizayn aşaması ile parekendeye taşınması nasıl ilerliyor? Kaç noktada sizin markanız var Türkiye genelinde?
Yıllarca markalara danışmanlık verince bir süre sonra doyum problemi yaşadığımı hissettim. Zaten uzun süredir danışmanlığını yaptığım bir markaya, Qooqstore’a ortak olma kararı aldım. Markanın tarzı ve hedeflediği yol haritası bana oldukça uyuyordu. Bebekliğini bildiğim için adapte olmak çok zor olmadı. Baştan beri toptan satış firmasıydı daha sonra talepler üzerine onlineda da aktif rol aldı ve perakende müşterisine birebir ulaştı. Türkiye’de 80 i aşkın noktada satışı varken, Avrupa ve Ortadoğu’da da birçok partneri var.

İYİ KUMAŞLARIN FİYATLARI DÖVİZE ENDEKSLİ
Kendi markanızda maliyet ve satış gibi hesaplar devreye girdiğinde yani tüm unsurları planlama işin içine girince yaratıcılık sınırlanıyor mu? Satış odaklı bakmayı öğrendiniz mi? Yani hem kaliteli ve zevkli hem de alım gücüne uygun olmak mümkün mü?
İşte bu yüzden bir ortağım var, o işin maliyet, genel yönetim kısmıyla ilgileniyor. Tasarımcılarımız var ve biz genelde sezon başında onlara gerekli olan brifleri verip hayal dünyalarından çıkan ürünlerin takibini yapıyoruz. Şu bir gerçek ki; çok uyguna ürün üretip çok uygun fiyatlara satmak mümkün değil. İyi kumaşçılar dolara endeksli fiyatlarıyla dudak uçuklatırken, üretici daha kaliteli dikiş için ekstra pahalar biçiyor, tasarım, genel gider maliyetleri hesaplanıp eklenince yüksek fiyatlar kaçınılmaz oluyor. Ama marka insaflı davranıp kar oranını düşük tutarsa fiyatlar daha makul olabiliyor ki biz bunu yapıyoruz.

 

Bu arada Habb ile yeni bir konsept ve soluk getiren bir başka işe imza atıldı. Multibrand bir mağaza. Buraya çoğu ile önceden çalıştığınız firmaları mı taşıdınız? Burası için özel üretim yapan tesettür dışı markalarda var gördüğüm kadarıyla?
Evet Habb bir buluşma alanı, ben moda sektöründe çok ciddi bir misyon üstlendiğimizi hissediyorum. Bir nevi köprü görevindeyiz. Moda evrenseldir, onu açık kapalı olarak kategorize etmek çok anlamsız. Trendi, tarzımıza doğru enjekte etmek asıl konu. Bizi Avrupa’da ve Amerika’da temsil eden çok başarılı Türk tasarımcılar var. Bu yapının içerinde onların olmasını çok istedim. Sağ olsunlar kırmadılar beni, hem onların koleksiyonlarından özel parçalar seçtik, hem de mağazanın ruhuna uygun tasarımlar yaptırdık. Hepsi işinde oldukça başarılı marka ve tasarımcılar.

Günlük hayatınızda sosyal iletişiminiz sosyal medyaya da yansıyor. Görülen her çevreden dostlarınız ve iş arkadaşlarınız var. Hülya Aslan, bu iletişimi gayet başarılı yürütüyor…

“Şu bir gerçek ki; çok uyguna ürün üretip çok uygun fiyatlara satmak mümkün değil. İyi kumaşçılar dolara endeksli fiyatlarıyla dudak uçuklatırken, üretici daha kaliteli dikiş için ekstra pahalar biçiyor, tasarım, genel gider maliyetleri hesaplanıp eklenince yüksek fiyatlar kaçınılmaz oluyor. Ama marka insaflı davranıp kar oranını düşük tutarsa fiyatlar daha makul kalabilir. Ki biz bunu yapıyoruz.”

İşi ehline verme gayreti zaman içerisinde çok farklı çevrelerde de insanlar tanımamı sağladı. Onlarla sohbet ettiğim zaman aynı frekansta buluşmaktan aldığımız keyif ortaya güzel işler de çıkarmamızı sağladı. Ben renk seviyorum, aynılaşan şeyler bir süre sonra bana yerimde saydığım hissini veriyor, gencim ve tanıdıkça, öğrendikçe farklılaşıyor kendimi tamamlıyorum. Bu renklerden kendi başıma istifade etmek istemiyorum. Birgün çok farklı işler yapan bir arkadaşımı beni takip edenlere tanıtmayı, bir başka gün keşfettiğim bir güzellikle başka hayatlara renk katmayı mutluluk aracı olarak görüyorum.

 

Haab da Balat’ı seçti. Burası da İstanbul’da Bizans’tan Osmanlı’ya çok kültürün izlerinin taşındığı, ve dini açıdan farklı referanslar için önem arz eden özel bir bölge. Mağaza için burayı nasıl seçtiniz? 

 

Bu hayali ilk kurduğumda popüler olan mekan ve semtlerden uzak olacağını düşünmüştüm. Hayali gerçekleştirirken bu düşüncemi göz önünde bulundurdum. Bu tarz semtleri beğenmediğimden değil asla, sadece bir kültür oluşturacak yapının henüz el değmemiş bir yerde olması bana daha cazip geliyordu. Balat bu semtlerden biri, nazlı bir kız gibi, iyi bir gelecek onu bekliyor çok belli ama kendini gizliyor, doğru zamanı bekliyor. Birçok yatırımcı da bunun farkında, ben sonradan trendi takip eden olmaktansa oranın yerlisi olmayı tercih ettim ve Nisan ayında eşim ve ortağımla aldığımız karar ile buraya konuşlandık. Ama tabi ki böyle bir binanın olması büyük şanstı.

Siz sosyal medyada fenomenken Haab için kendinizi çok göstermediniz. Oysa diğer markalar hala sizin taşıdığınız ürünlerinin olduğu paylaşımlar yapıyor? Yavaş mı gidecek Haab ın sosyal medyası ve siz kıyafet giyerek görünecek misiniz?
Az öncede söylediğim gibi habb bir kültür oluşturuyor, yeme-içme ve giyim konseptinin bir arada kullanılması Türkiye’de çok yaygın değil, dünyada oldukça trend ve bunu bilen bilinçli bir kitle var. Zaman içerisinde keşfetsinler arayıp bulsunlar istiyorum. Dayatılmış zevklerin kalıcılık sağladığına inanmıyorum. Burası benim bebeğim, ilmek ilmek emek var ve bu emeği bir çırpıda büyütmek yerine doğru besleyerek zaman içerisinde iyi yerlere getirmek istiyorum tabi ki tevekkülAllah.

 Sizin ilerlemeniz birçok ‘’modacıya’’ ilham verdi. Siz modacı mısınız, tasarımcı mısınız? Kendinizi nasıl adlandırıyorsunuz?
Benim için modacı tabiri daha doğru, tasarıma yıllarını vermiş iyi okullarda okuyup eğitimini almış insanlar var, ben onların bu bilgi birikimini nasıl ete kemiğe büründüreceği ve ticaret noktasına taşıyabileceği noktasında destek veriyorum sadece. İyi tasarım yapmak illa iyi ticaret yapacağımız anlamına gelmiyor çünkü. Orada dengeler çok farklı, doğru yol haritası, doğru isim, doğru hedef kitle, kurumsal kimlik gibi…. Bu soruların yanıtlarını birlikte buluyoruz, doğru sorular sorulduğunda ortaya çok iyi işler çıkıyor. Bu zamana kadar bunu tecrübe edindik.

Sizinle Contemporary İstanbul’da tanıştık. Çalışmalarınızda ilham almak için sanat la nasıl bir ilişki geliştiriyorsunuz?
Bizim için marka çekimlerinde konsept belirlemek çok önemli ve zahmetli bir iş. Bu tarz sanat etkinlikleri bize ilham verebiliyor. Ama sanattan besleniyorum mottosunu söylemeyeceğim doğrusu, yine de moda ve sanatın yadsınamaz bir ilişkisi olduğunu bildiğim için güncel etkinlikleri takip etmeye ve onu yaptığım işe yansıtmaya gayret gösteriyorum.

Hayaliniz neydi ve gerçekleşti mi?
Hayaller bitmez, bir marka kurmak istedim nasip oldu sonra hızımı alamadım bir de şöyle bir dükkan açsam dedim hayalimden çok daha güzeli oldu. Binlerce şükür. Bu ara azıcık dinlenmek için hayal kurmaya ara veriyorum. Hayal kurmak başarmanın bir kısmı değil gayretiniz varsa yüzde yüzüdür. Tabi ki Allah nasip edecek.

 

Devamını oku...

Reklamdan Manipülasyona Her Yönüyle “SOSYAL MEDYA”

Sosyal medya aslında hayatın tam kendisi, yaşamın bir aynasıdır, yaşadıkça yansımaları ile büyüyen bir alan ve gerçek hayatın internet dünyasına taşınmasıdır. Sosyal medya, insanlığın bağımsızlığının birlik ve beraberliğini simgeleyen gelecek mi yoksa kölesi olduğumuz mobil cihazların üzerimizdeki esaret zinciri mi?

Sosyal medya artık yaşamımızın bir parçası haline geldi. Olmazsa olmaz, vazgeçemediklerimiz arasında yer aldı. Sosyal medya bizi, bizim için en önemli olan unsurlardan koparıyor, vaktimizi alıyor. Elimize bir kitap alıp bir saat okumuyor ancak bir saatte belki yüzlerce paylaşıma bakıyoruz…
Özgürlüğümüzden, sevdiklerimizden koparırken diğer taraftan da kendi platformunda bizi onlara yaklaştırıyor. Sevdiklerimizi oradan takip ediyoruz artık. Kültürel değerlerin globalleştiği çok kültürlü paylaşımlara yaklaştıran bir zemin teşkil ediyor.
Bu çağda her gün daha fazla dijitalleşen dünyada ilişkilerimizi zedeleyip bizleri daha fazla yalnızlığa itiyor, ama ne garip ki yine de tesellimizi, bizi bu yalnızlığa iten araçlarda arıyoruz.

Sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkisi şüphesiz fazla. Psikolojisi ve davranışları değişen bireyler söz konusu olmaya başladı. Bununla da kalmayıp vatandaş gazeteciliği kavramı ile herkes bulunduğu her yerden yayın yapar hale geldi. Reklam mecrası da buraya kaymaya başladı.

We are Social’in 2017 verilerine göre dünyada 3.819 milyar sosyal medya kullanıcısı mevcut. Ülkemizde ise mobil kullanıcı sayısı 71 milyonken, sosyal medyaya mobilden bağlanan kullanıcı sayısı 42 milyon. Kullanıcılar gün içerisinde ortalama 7 saatini bilgisayar karşısında, 3 saatini telefon üzerinden internete bağlanarak ve 3 saatini de sosyal medya platformlarında geçiriyor. TV karşısında geçirilen vakit ise ortalama 2 saat.Tablo böyleyken sosyal medyanın insanların üzerindeki etkisini anlatabilmek için yazacağımız her sözcük veya kelime kifayetsiz kalacak.

Sosyal Medya Bizi Nasıl Etkileyebilir?
Sosyal medyanın en önemli etkileşimi, bizleri geleneklerimizden ve göreneklerimizden koparıyor olması. Sosyal medyanın gelişiminden önce, dini ve milli bayramlarda, doğum günlerinde ya da ölümlerde insanlar birbirlerini arayıp hal hatır sorar, aile büyüklerine yapılan ziyaretlerde muhabbetler edilir ve insanlar arasında samimi bir ortam oluşurdu. Ama ne yazık ki bu günler uzakta kaldı diyebiliriz. Çünkü artık özel günlerde insanlar birbirlerini arayıp hal hatır sormak ya da birbirlerini ziyaret etmek yerine; gelen doğum günü bildiriminin altına kısa bir not yazarak, sayfasından konu ile ilgili bir mesaj yayınlayarak ya da yayınlanan bir gönderinin altına yorum yazarak tebrik iletmeyi yeterli buluyor.

Diğer bir etki, insanların herhangi bir konuda kendilerini ifade edebilmesi ve her konuda fikir beyan ediyor olabilmesi. Elbette herkesin ifade özgürlüğü hakkı vardır. Ancak sosyal medya mecrasında bireyleri ve toplumu tahrik ederek, konunun provoke edilmesi toplumsal olaylara neden olabilmektedir. Veya var olan olayların büyümesine ve kontrol edilemez hale gelmesine yol açabilmektedir.

Bir başka etki ise en çok bizim ülkemizde hissedilen bir etkidir. Sosyal medya uzmanlara göre yaratıcılık kabiliyetini öldürüyor. Yani yeni bir şeyler üretmektense var olanı kopyalayan ya da üzerinde değişiklik yapan bireyler kendi üretkenliklerini ve bununla birlikte toplumun üretkenliğini
azaltmakta. Nadir kişiler için ise benzersiz üretkenliğe aracı olduğu düşünülüyor. Tüm bunlar sosyal medyanın iyi ya da kötü olduğunu göstermez çünkü her şey tamamen kullanıcıların elinde yani bizim elimizde… Sosyal medya bilinçli şekilde kullanıldığında, zararlarının yanında birçok faydasının olduğunu da söyleyebiliriz.

Yetkinlik sergileme ve sosyal medya
Kişilerin kendilerini ifade edebilme ve yetkinliklerini rahatlıkla sergileyebilmeleri açısından sosyal medya kullanımı olumlu olarak etki eder. Ayrıca yaşanan bir sıkıntı ve sorunun çözümü konusunda da fayda sağlamaktadır. Özellikle sosyal sorumluluk projelerinde insanlara ulaşma konusunda çok etkilidir. Yeni gelişmeler ve güncel haberlerden anında haberdar olmamıza da faydası var.
Teknolojinin de gelişmesiyle, iletişim konusunda artık daha hızlı olmamızı sağlayan sosyal medya bu konuda bizlere sonsuz bir alan veriyor. İstediğimiz hemen her yerden, tek bir tuşla mesafe tanımaksızın birçok kanaldan sesli ya da görüntülü iletişim kurabiliyoruz. Daha önce bir yakını ile görüşmek için saatlerce hattın bağlanmasını bekleyen bizler için, teknolojinin bu denli müthiş gelişimi, bir çağ atlayarak iletişim sorunumuzu neredeyse sıfıra indirdi.
Ama aynı zamanda sanal gerçekliğe kendimizi kaptırırsak bu bizleri günden güne asosyal ve yalnız bireyler yapacaktır. Zamanla bağları kopan, tamamen bireysel, mesafeli ve birbirlerini anlamayan bir toplum yapısı oluşturacaktır.

Sosyal medya konusunda değerlendirmeler içeren ve kuvvetli bir kurumsal strateji kurmanız için ipuçları veren kitapları derledik.

Sosyal Medya Bizi Neden Kullanır
MURAT DAĞITMAÇ


Günümüzde, iletişim kanallarının önde gelenlerinden birisi haline gelen Sosyal Medya, birçok sektörün ve bireylerin bir biçimde bu mecrayla yakından ilgilenmesini adeta zorunlu kılmıştır. Sosyal medya konusunun anlaşılmasında “iletişim ihtiyaçtır” mottosuyla yola çıkabiliriz. Bundan henüz 10 yıl öncesinde iletişim ihtiyacımızı, yüz yüze iletişim metoduyla sağlıyorduk. Daha sonraki yıllar da ekonomik standartlar ve küreselleşme ile birlikte iletişim ihtiyacını karşılamak için kendini önce televizyon ile meşgul etti insanoğlu. Ancak televizyon tek taraflı bir iletişim aracı olduğu ve karşılıklı ihtiyacı karşılamadığı için bir süre sonra ondan vazgeçilmeye başlandı. İşte tam bu süreçten sonra “sosyal medya”yı bütün ağırlığıyla hayatımızda hissediyor olduk.
Sosyal medyayı umarsızca kullanmaya başladık, özellikle gençlerimiz çok fazla güvenip kullanmaya başladı, ailesinde bulamadığı sıcaklığı bu mecralarda aramaya başladı. Fakat ne aileler ne de gençler o soğuk ekranın arkasında nasıl bir zihniyet olduğunu hesaba katamadılar. En önemlisi ve tehlikesi de denetlenemeyen bir ortam olmasından dolayı suç şebekeleri ve art niyetli insanların kol gezdiği bir ortam haline gelmeye başladı. Yolda tanımadığınız bir kişi size gelip bana her gün nereye gittiğinin fotoğrafını göndereceksin, nerede yemek yediğini söyleyeceksin, ailenle gittiğin pikniğin fotoğraflarını atacaksın’ dese cevabımızın negatif olacağı kesin, fakat bunu sosyal medyada yapıyoruz.
Bu fütursuzca kullanım akabinde sıkıntıları getirmeye başladı, işte bu yüzden sosyal medyayla alakalı denetimlerin sıklaştırılması gerekmektedir. Ve en önemlisi kendimizin ve ailemizin güvenliğini tehdit edecek davranışlarda bulunmamalıyız. Sosyal medyada bir şeyler paylaşırken “bunun bana yararı nedir, zararı nedir?” diye sormak gerekir.
• Paylaşım yaparken dijital ortamda paylaşılan her şeyin, silseniz bile yedeğinin alındığının unutulmaması gerekir.
• Gençken paylaştığınız bir fotoğrafın veya yazının iş başvurusuna gittiğiniz yerde önünüze getirebileceğini.

Sosyal Medyadaki Yüzümüz
AHMET ATANER ŞAPÇI

Bu kitap, sosyal medyada öne çıkmak isteyenlere tüyolar veren bir kitap olarak dikkat çekmekte. Kitaba göre gerçek hayatta geçerli olan her şey sanal hayatta da geçerlidir. Önemsenmeyen bir sosyal medya yüzünüz varsa kendinize iyi bakmıyorsunuz demektir. Oysa sosyal medya, hayatınızın ta kendisi, gerçek hayatınızın aynasıdır. Peki kendimi ve sosyal ortamdaki yansımamı ne şekilde düzenlemem gerekir? İlk başta şunu kabul edin; gerçek hayatın tabi ki sanal hayatta da geçerliliği vardır. Bu yüzden ilk dikkate almamız gereken şey sosyal yüzünüzün de gülmesidir. Kim somurtkan, renksiz, duygusuz bakışlara göz atmak ister ki? Sosyal medyadaki yüzünüz gülmüyorsa sayfanızı ziyaret edenler size acır. Ama acıması acımasızca kısa sürer. Sonuçta kendi mutsuz hayatından kaçış ararken sizinkine yas tutacak gücü yoktur. Bu yüzden yüzünüz hep gülsün. Hem gerçek hayatta hem sanal ortamda, bu sizi daha çekici ve kalıcı şekilde tanıtıyor.
Ayrıca kitapta başarılı sosyal medya için 21 önemli not düşülmekte. Tavsiyelerden birkaçı:
• Sosyal medya çalışması zaman, enerji ve yaratıcılık gerektiren bir alandır. Hızlıca tamamlayacağınızı düşünmeyin. Yatırım yapın.
• Bir topluluğa paylaşımda bulunmamız gerekir. Verebileceğiniz bir şey yoksa kimsenin de sizi dinleyeceğine düşünmeyin.
• Aktif olmanız aynı zamanda üretici olmanız anlamına gelmez. Yaratıcı ve üretici olun.
• Kaliteli paylaşımlar çok paylaşım yapmaktan daha iyidir.
• Güncel kalın! Bugün gündemde olanı yarın kullanırsanız bir özelliği kalmayabilir.
Bu gibi tavsiyeleri uyguladığınız takdirde zaman kaybetmeden yol alabilmeniz ve ilk başta yapılan hataları yapmadan daha başarılı ilerlemenizi mümkün olacaktır.

Yeni Medya ve Gençlik
DUYGU DUMANLI KÜRKÇÜ


İletişim basit anlatımla; kaynak mecra ve hedef kitle üzerinden yapılır. Her toplumsal olay, olgu gibi iletişim de özünde dünyaları barındırır. İletişimi düşünmek için siyasetten, sosyolojiden, sosyal psikolojiden, hukuktan, iktisattan ve de diğer bilim dallarından pay almak, işin doğasında var olan bir durumdur. İletişim sürecinde günümüze kadar gelen en önemli değişken medya olgusudur. Medya sürekli teknolojiyle paralel olarak gelişim göstermektedir. Diğer bir ifadeyle teknoloji alanında meydana gelen gelişmeler mutlaka iletişim alanında da etkili olmaktadır. Bu bağlamda teknik gelişmeler beraberinde dijitalleşme olgusuyla birlikte geleneksel medyayı da etkilemiş ve yeni medya kavramı gündeme gelmiştir.
Günümüzde bilgisayar, internet, web 2.0 çevrimiçi habercilik, internet gazeteciliği, çevrimiçi sohbet, wiki, e- ticaret, dijital medya, sosyal medya, sanal uzam, sanal gerçek gibi birçok kavram ve bu kavramların açıkladığı toplumsal, kültürel ve ekonomik olgular günlük konuşmalarımızın doğal bir parçası konumuna gelmiştir. Tüm bu ekosistemi kapsayan kavram ise yeni medya olarak adlandırılmaktadır. Günümüzde yeni medya kavramı ve onun sunduğu imkânların hayatımıza girmesiyle birlikte sosyal yaşamımız, iletişim biçimlerimiz ve medya tüketim alışkanlıklarımız önemli derecede değişiklik göstermektedir.
Yeni medya araçlarının yaşamımıza girmesiyle birlikte, çoğu ülkede geleneksel medyaya karşı ilgi azalmaktadır. Özellikle genç nüfus, haber ve bilgi alma, eğlenme, sosyalleşme ihtiyaçlarını internet erişimi olan, görsel ve işitsel özelliklere sahip yeni medya araçlarından karşılamaktadır. Gençler, habere ulaşma konusunda öncellikli olarak interneti ve sosyal medyayı tercih etmektedirler.

 

İLİŞKİLER, REKLAM VE PAZARLAMA
YEŞİM GÜÇDEMİR


Yukarıda da belirtiğimiz gibi dijital medya ortamları hayatın her alanını etkilemektedir. Sosyal medya, bireye ve topluma ait her şeyi barındıran yeni bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Değişen ve etkileşimi artan bu yeni medya ile kurumlar örgüt içinde ve dışında etkin, doğru iletişim stratejilerine ihtiyaç duymaktadırlar. Hedef kitleleri ile ilişkilerini yönetebilmek için iletişim stratejilerinde sosyal medya mecrasına odaklanmaları gerekmektedir. Bu yeni mecrada halkla ilişkiler, reklam ve pazarlama faaliyetleri yapmak için öncellikle sosyal medyayı ve onun özelliklerini iyi bilmek gerekmektedir. Sosyal medyanın en önemli özelliği, kurulan iletişimin çift yönlülüğüdür. Kurumlar hedef kitleleri ile interaktif strateji geliştirip daha fazla etkileşime geçmelidir. İşte bu kitapta sosyal medya ortamında birbirleriyle organik bağı olan halkla ilişkiler, reklam ve pazarlama alanındaki iletişim uygulamaları örneklerle ele almaktadır. Sosyal medyanın reklamda işe yarayan özelliklerinden bazıları şöyle sıralanabilir:
• Katılım: İstekli olan herkes katkı yapma ve geri dönüş sağlama konusunda cesaretlendirilmektedir.
• Açıklık: Platform üzerinden servislerin birçoğu geri bildirim ve katılıma açıktır. Oylama, yorumlama ve bilgi paylaşımını teşvik etmektedirler. İçeriği kullanmada giriş engelleri genelde bulunmamaktadır.
• Karşılıklı diyalog: İki yönlü bir iletişim ve etkileşim ortamı sağlanmaktadır.
• Topluluk: Topluluklar ortak ilgi alanları çerçevesinde bir araya gelirler.
• Bağlantılı olma: Sosyal medya sitelerinin birçoğu bağlantılı olma özelliklerini geliştirmekte ve diğer sitelere, kaynaklara ve kişilere link vererek trafik sağlamaktadırlar.
Günümüzde birçok kurum iş stratejilerini sosyal medya üzerinden geliştirmektedir. Sosyal ağlarla birlikte kurumlar güçlü bir rekabet ortamı içinde var olmaya çalışmaktadır.

 

SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK
MEHMET EMİN BABACAN


Yaşadığımız zamanın ruhuna karşılık gelen bir kavramsallaştırma olarak ‘iletişim çağı’, bireysel ve toplumsal düzlemede hayatın bütün yönlerini bir şekilde etkilemekte ve şekillendirmektedir. İletişim çağının yeni medya formu olan ‘yeni medya ‘araçları, gündelik hayatın önemli bir parçası ve bilimsel çalışmaların konusu olmaya devam etmektedir. Yeni medya araçlarından özellikle sosyal medya olarak adlandırılan toplumsal paylaşım ağları (facebook, twitter, myspace) günümüz dünyasının en önemli fenomenlerinden olmuş durumdadır.
Modern dönemin başat unsurlarından biri olan kitle iletişim araçları, sosyal bilimciler tarafından daha çok olumsuz değerlendirilmiştir. Nitekim merkezinde iletişim araçlarının önemli bir yer tuttuğu moderniteyi ve onun oluşturduğu yaşam biçimi eleştiren Frankfurt Okulu temsilcilerinden Herbert Marcuse’un Tek Boyutlu İnsan adlı eserinde, modern toplumdaki insanın sıradan deneyimlerini, çalışmanın “tüketici, sersemletici, insanlık dışı bir kölelik haline geldiği” bir toplumsal dünyada “zahmet, saldırganlık, sefalet ve adaletsizliği” sürdüren “sahte ihtiyaçların” egemenliğinde bir alan olarak tasvir etmektedir. Marcuse ve eleştirel yaklaşıma sahip diğer birçok sosyal bilimci, modern zamanı ve onun inşa ettiği hayat tarzını eleştirirken iletişim araçlarına merkezi bir önem atfetmektedirler.
Günümüz modern hayatı ve küreselleşmenin ana unsurlarından biri olan iletişim araçları, geçen yüzyılda disiplinler arası alanda çalışılan en önemli konulardan biri olmuştur. Bugün de yeni bir form ve ürettiği enstrümanlarıyla iletişim araçları, aynı şekilde akademik, entelektüel çalışmaların konusu olmaya devam etmektedir.

 

SOSYAL MEDYA SANATI
GUY KAWASAKİ


Yazmak zor bir şey değil.
Tek yapmam gereken,
daktilonun başına oturup kanamak.
Ernest Hemingway
Tüm sosyal medya platformlarda bir “profil” sayfası bulunur. Bu sayfayı kendinizle ilgili bilgi ve görsellerle, kim olduğunuzu anlatmak için kullanırsınız. Profiliniz etkileyici olması çok önemlidir, çünkü insanlar bu sayfaya bakıp sizinle ilgili hızlı bir izlenim oluşturuyor. Profilin amacı insanların sosyal medyadaki faaliyetlerinize ilgi göstermesini sağlamaktadır. Yani aslında profiliniz dünyanın görüp değerlendireceği bir özgeçmiştir. Bu yüzden öncellikle iyi bir ekran adı seçin. Ardında profilinizde hoş, güvenilir ve yetkin biri olduğunuz izlenimi için kollarınızı sıvın. Bunun için birden fazla sosyal medya kullanıcıysanız her yerde aynı fotoğraf kullanmanızı tavsiye ederiz çünkü fotoğrafınız sosyal medyadaki logonuzdur. Böylece insanlar sizi sosyal medya platformlarında gördüklerinde kolayca tanıyabilir. Tüm bunlar yapıldıktan sonra bir motto oluşturun. Platformların çoğu, profilinizin yanına bir slogan koymanız için yer ayırıyor, iki veya dört sözcükten oluşan sloganınız sizin veya kurumunuzun varoluş nedenini anlatmalıdır.
İçerik canavarı nasıl beslenir?
Sosyal medyada her gün karşı karşıya kaldığımız büyük zorluk, paylaşacak içerik bulmaktadır. Bir başka deyişle içerik canavarı olan sosyal medyayı beslemek gerekir. Bu işi yapmanın iki yolu vardır; içerik oluşturmak ve içerikle oynamak. İçerik oluşturma işi uzun iletiler yazmayı, resim veya videolar çekmeyi gerektirir. İçerikle oynamak ise başka insanların paylaştığı kaliteli içerikleri bulup özetlemek ve paylaşmak anlamına gelir. Titiz bir yazar yazdığı her cümlede kendine en az dört soru sorar:
• Söylemek istediğim şey nedir?
• İstediğim şeyi hangi sözcüklerle ifade edebilirim?
• Mesajımı hangi imge yada deyimle netleştirebilirim?
• Bu imge bir etki yaratacak kadar taze ve yeni mi?
Sağlam bir sosyal medya stratejisi geliştirmek, en popüler platformlarda kalıcı bir yer edinmek, dijital varlıklarınızı büyütmek, pazarda daha görünür olmak ve takipçilerinizi artırmak istiyorsanız Kawasaki ve Fitzpatrick’in açtığı yoldan gidin ve sosyal medya sanatını tüm incelikleriyle öğrenin!

 

SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMALARI 1
ALİ BÜYÜKASLAN – ALİ MURAT KIRIK


Sosyal Medya, yeni iletişim teknolojileri bilgi çağının en etkili ve öne çıkan olgusu olarak dikkat çekmektedir. İnternetin yeni iletişim teknolojileri içeresindeki yeri ve önemi, sadece iletişime katkı sağlamasıyla değil, günlük yaşam içinde belirleyici bir rol üstlenmesiyle de çok daha farklı bir anlam kazanmaktadır. Ses, görüntü ve verinin aynı anda iletimini sağlayan internet teknolojisi, iletişim sistemlerinin alt yapısını baştan aşağı yenileme ve değiştirmeye başlamıştır. Dünya üzerinde bütün ülkeler, internet temelli bir sanal dünyanın parçası haline gelmiştir.
Etkileşimli web teknolojileri yeni medyaya dönüşümü hızlandırarak sosyal medyanın oluşmasını sağlamıştır. Sosyal medya son zamanlarda gelişme gösteren bir olgu olsa da günümüzde her yaştan ve her kesimden birey bu kavramın yapısı ve içeriği hakkında az çok bilgi sahibi durumdadır. Facebook, Twitter, Youtoube, gibi sosyal paylaşım ağları bireylerin ilgisini çekmekte ve sanal toplulukları oluşturmaktadır. Geleneksel medyanın çok ötesinde bir teknoloji olan sosyal medya, her geçen gün kullanıcı sayısını arttırmakta ve bireyleri kendisine bağımlı bir hale getirmektedir.
İşte bu kitapta sosyal paylaşım ağları aracılığıyla bireylerin yaşamış olduğu toplumsal dönüşüm, değişik bakış açılarıyla ele alınmaktadır. Sosyal medyanın sürekli yenilenen çehresi ve iletişim alanında meydana getirmiş olduğu önemli değişim, bu konunun araştırılma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. İşte alanında uzman akademisyenler bu kitabı, sanal gerçekliğin kuşattığı bir dünyayı, sosyal medyayı farklı başlıklar altında incelemektedir.

 

SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMALARI 2
ALİ BÜYÜKASLAN – ALİ MURAT KIRIK


İletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişim medya kullanıcılarının da bu hızlı döngüye uyum sağlayıp, medya ürünlerini hızla tüketip, her gün yeni iletişim ortamlarının üretilmesine vesile olmalarına sebebiyet vermekte. Yeni ortamların kullanımına derhal adapte olabilen özellikle genç nesil, bu hızlı tüketim kültürünün baş aktörlerinin oluşturmaktadır. Genç neslin yanı sıra daha önceki kuşaklar da bu süreçte ister istemez dâhil olmak durumundalar, aksi halde günü yakalamaları neredeyse mümkün olmamakta.
Bilginin değer kazandığı ve önemli bir noktaya geldiği günümüzde alışkanlıklarımız da teknolojik gelişmelere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Teknolojinin hızlı bir şekilde gelişim gösterdiği günümüzde sosyal medya bireyin odak noktasında yer almaya başlamış, böylece hayat gittikçe kolaylaşmıştır.
Sosyal paylaşım ağlarında var olan içerikler, doğrudan kullanıcılar tarafından üretildiği için farklı görüşlerle karşılaşmak mümkündür. Sosyal paylaşım ağlarında alternatif fikirlerin ortaya çıkması, toplumsal gelişim açısından da büyük önem arz etmektedir.
Ayrıca sosyal medyanın geleneksel medyadan en büyük farkı, sürekli canlı kalan bir yapıya sahip olmasıdır. Etkileşim ve karşılıklı bilgi paylaşımı çift yönlü, hatta çok yönlü bir iletişim kurulmasını sağlamaktadır. Hemen hemen hiçbir maliyete gerektirmeden gerçekleştirilen paylaşımların anında geniş kitleler ulaşması dünya gündemine bir anda değişikliği uğratabilmektedir. Sosyal medyanın toplumsal açıdan olumlu ve olumsuz olduğu unutulmamalıdır. Sosyal medya sadece bireylere değil, markalara firmalara da büyük katkı sağlamaktadır. Her geçen gün sosyal paylaşım ağalarına üye olan kullanıcı sayılarında da büyük artış gözlemlenmektedir. Türkiye ise sosyal medyayı yoğun bir şekilde kullanan ülkelerin başında yer almaktadır.

 

SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMALARI 3
ALİ BÜYÜKASLAN – ALİ MURAT KIRIK

İletişim olgusu, insanlık tarihinin başlangıcından günümüze değin uzanan süreçte bireyler açısından etkin bir rol üstlenmiştir. İnsanoğlu için iletişim temel bir ihtiyaç olmasının yanında aynı zamanda bir hak olarak da nitelendirebilmektedir. Bugün iletişim birçok yol aracılığıyla gerçekleştirebilmektedir. İnternet teknolojisinin gelişim göstermesiyle birlikte bilgi değer kazanmış ve zaman-mekân sınırı ortadan kalkmıştır. Etkileşimli web teknolojisiyle sosyal medyanın ortaya çıkmasının ve gelişim göstermesini sağlamıştır. Bugün gerek Türkiye’de, gerekse de dünyada sosyal medya etkisini giderek arttırmakta ve gündem belirleme konusunda kitle iletişim araçları arasında en üst sıralarda yer almaktadır.
Facebook, Twitter, İnstagram, Youtube ve benzer sosyal paylaşım ağları, mobil iletişim teknolojisinin etkisiyle kullanım alanlarını genişletmiş ve tüm dünyada kullanılır hale gelmiştir. Sosyal medyada her yaştan her kesimden birey var olabilmekte ve karşılıklı olarak etkileşime geçebilmektedirler. Sosyal medyanın etkisiyle birlikte geleneksel medyada eski önemini kaybetmeye başlamış. Bugün sosyal medya politik yönüyle de ön plana çıkmakta, gündem belirlemekte noktasında söz sahibi olmaktadır. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta bireyin bilinçli olarak kişisel bilgilerin sanal ortamda diğer kullanıcılara aktarmasıdır.
Bu kitap birbirinden değerli akademisyenlerin kaleme aldığı 15 çalışmadan oluşmaktadır. Kitapta sosyal medya 6 boyutuyla ele alınmıştır. Derlenen çalışmalarda sosyal medyaya sosyolojik, kurumsal, hukuksal, eğitsel, sanatsal ve kitle iletişimsel bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır.

Devamını oku...

Coşkun ARAL: “Coğrafyamızda Merak Duygusu Giderek Köreliyor”

Belgesel yapımcısı, gazeteci, gezgin Coşkun Aral, bugüne kadar farklı coğrafyalarda neden iz sürdüğünü anlattı. Aileler tarafından aşılanan korkuların merak etmeyi engellediğini dile getiren usta belgeselci “Coğrafyamızda merak duygusu giderek köreliyor” diyor.

İbni Haldun “Coğrafya Kaderdir” der. Bazılarımızın ise kaderidir. Tıpkı Coşkun Aral gibi. Aral’ı bunca yıl farklı coğrafyaların peşine düşüren şey “merak” duygusu. Bir elinde fotoğraf makinesi diğer elinde kamera 1977 yılından bu yana dünyayı karış karış dolaştı. İnsanların kaçtığı yerlere gitti. Savaş muhabirliği yaptığı dönemde defalarca ölümle burun buruna geldi. Kaçırıldı, işkence gördü. Yurt içinde ve yurt dışında açtığı fotoğraf sergileri ve yaptığı belgesellerle pek çok önemli ödülün sahibi oldu. Son yıllarda mültecileri anlatan fotoğraf projelerine ağırlık veren Coşkun Aral ile pek çok şeyi konuştuk.

Bu zamana kadar hep “insanların kaçtığı yerlere” gittiniz. Sizi o bölgelere hangi duygu çekiyordu?
Merak. Olması gereken bir duygudur ama bizim toplumumuzda maalesef eksik. Biraz annelerden kaynaklanan bir durum. Çünkü çocuk yetiştirirken çok fazla korumacılık, çocukların meraklı olma özelliklerini kaybetmelerine neden oluyor. Ben çok erken yaşlarda annemden uzak, halamın yanında büyüdüm. Merakım çocukluğumdaki gibi aynen devam etti. Hatta kurucularından biri olduğum İZ TV’ nin de sloganlarından biri de “merak et”tir.

Ama siz turistik geziler yapmıyorsunuz. Tehlikeli bölgelere gidiyorsunuz…
Merak ve sorgulama özelliğimiz sayesinde keşfediyoruz. ‘Ben kimim?’ ile başlayan ve sürekli sorgulayan aklımız sayesinde gelişiyoruz, ilerliyoruz. Tehlike her yerde var. Bu kapıdan çıktığınızda kafanıza bir inşaatın kalası da düşebilir, bir araba da çarpabilir. Bizim tehlike ile baş edebilmeyi bilmemiz gerekiyor, ona göre önlemler almamız gerekiyor. Bu önlemleri de yaşanmışlıklardan ders alıp, aklımızı kullanarak alabiliriz. Elbette çatışma alanlarındaki tehlike bambaşka.

KORUMACILIĞIN SEBEBİ KORKU
Meraklı bir millet miyiz?
Coğrafyamızda merak duygusu giderek köreliyor. Bugünkü sıkıntı meraklı ve sorgulayıcı insanın azlığı. Bizim gibi toplumlarda insanların biraz daha korumacı olmasının sebebi korkaklık. Mevcut bulunduğumuz şartlar bize yetiyor, kabulleniyoruz. Gelişmişlik de bununla ilgili. Merak oranı arttığında deneyimleriniz de artıyor. Bu sizin daha çok keşfetmenize sebep oluyor. Farklılığa açık olmamak tutuculuk getiriyor. Bunun da adı, muhafazakârlık. Kendine öğretilenin dışında başka arayışlara girmeyen insanlar ortaya çıkıyor. Kötü bir şey olur ben o riski almayayım diye düşünüyor bu insanlar. Hayal gücü de en az merak kadar önemli.

SAVAŞ FOTOĞRAFÇILIĞI TANIKLIKTIR
Afganistan, Irak, İran, Uzakdoğu’daki savaşlarda bulundunuz. Yıllarca savaş muhabirliği yaptınız. Bu sizin dünyaya ve insanlığa bakışınızı nasıl etkiledi?
Riskin çok fazla olduğu bölgeler. Üstelik bedeller de ödedim. Defalarca yaralandım, kaçırıldım. Şu anda elimde proje var. Bir fotoğraf projesi için Gazze, İsrail, Lübnan ve Suriye’ye gitmem teklif edildi. İki üç yıl önce nasıldı, şimdi nasıl gibi karşılaştırılmalı bir fotoğraf çalışması yapacağım. Riski her zaman göz önünde bulundurmak lazım. Çünkü hayatımız risk altında aslında. Savaş öncelikle biyolojimizde başlıyor. Kendi sınırlarımı öğreniyor ve o sınırları ne kadar esnetebilirim onu biliyorum. Ben dünyaya ve insanlığa olumlu bakan biriyim. Etrafımızda olumsuzluklar, kötülükler olsa da aynı oranda da iyilik var. Bunca yaşanmışlığın ardından insanın içindeki iyinin galip geleceğine inanmaya devam ediyorum.

Netameli bir konudur savaş fotoğraflarının basında yer bulması. Ancak pek çok tarihi olayı rahatsız olsak da fotoğraflar aracılığı ile öğreniyoruz. Savaş fotoğrafları servis edilme etiği nerede başlayıp nerede bitiyor?
Güzel bir soru teşekkür ederim. Sipa Press Ajansı’nda çalıştım. Ajansın dünyada farklı milletlerden aboneleri var; diyelim hem Danimarkalı hem de Japon. Japonya’da gösterdiğim bir fotoğrafı, Danimarka’da gösteremezdim çünkü insanların hassasiyetleri farklı. Denetleyici kurumların öne sürdüğü şartlar ülkeden ülkeye değişiyor. Ben Fransa’ya gittiğimde bir yamyamlık olayı yaşanmıştı; Fransızlar o görüntüleri yayınlatmadılar. Neden diye sorduğumda “Her insanda yamyam olma potansiyeli vardır.” dediler. Dolayısıyla küresel yayın sorumluluğumuz var ve bir de her ülkede yerel yayın politikaları, bu politikaları belirleyen sosyal, kültürel ve etik değerler var.

Savaş fotoğrafçılığıyla dünyada tanındınız. Fotoğraf çekmenin tanıklık gibi bir misyonu var mı?

Tanıklıktır. Filistinli bir baba mezarına gidiyor oğlunu gömecek yer arıyor. Bulunduğu yerden mezara kadar takip ettim. Toprağı birlikte kazdık. Tanıklık değil de nedir? Taliban’la dünyada ilk kez röportaj yaptım. Bombaların altında kaldık. Lağım çukurundan kaçmak durumunda kaldık. Yamyamların olduğu bir bölgeye gittim. Bunların hepsi tanıklık.

Siz kendinizi cesur buluyor musunuz?
Hayır, cesur değilim. Normal bir insan gibi görüyorum kendimi. Siirt’te benden önceki iki kardeşim yokluktan ölmüş. Doktor olmayışı, ailenin o dönemdeki ekonomik sıkıntıları… Ben de yaşadım. Raşitizm sebebiyle ayakları doğru düzgün basmayan bir insan olarak dünyanın en uzun parkurlarında yürüdüm. Ciğerimde veremden kaynaklanan kalıcı bir deformasyonla dalış yaptım, zirvelere çıktım. Çünkü meraklıyım. Benden önceki yaşayanlardan da ders alan biriyim. İki bin yıl önce bana bırakılmış bir mesaj varsa onun peşine düşüyorum.

Peşine düştüğünüz şeyler size bugüne kadar ne öğretti?
İbni Haldun’un dediği gibi ‘Coğrafya kaderdir.’ Gittiğim yerlerde herkesin kötü olabileceğini gördüm. Kendim de kötü olabileceğim yanlarımı biliyorum. Her şey bulunduğunuz an ve iklime bağlı. Coğrafya denilince akla harita üzerinde belirlenmiş sınırlar geliyor. Oysa coğrafya sadece bundan ibaret değil. İçinde bulunduğunuz durumlar da davranışlarınızı değiştirebilir. Örneğin, Amazon Ormanları’na gittiğiniz anda ışıktan mahrum olursunuz ve bu da bedeninizin ihtiyaçlarını değiştirir. Bence işin sırrı, insanın farklı coğrafi koşullara adapte olma yeteneği.
Ben insanüstü bir varlık değilim. Vücudumu ve değişimlerin neden olduğu süreçleri iyi biliyorum. Bana bedenim, aklım ve ruhum o an yaşamak zorunda olduğumu söylüyor. Ben de yapmam gereken neyse onu yapıyorum.

Kaç kez ölümle burun buruna geldiniz?
Sayamadığım kadar ölüm tehlikesi atlattım. Mayın tarlalarında dolaştığımda, önümde havaya uçan insanlara da tanık oldum, kurtarılması gereken bir bebeği alıp, ailesinin geride kalan fertlerine ulaştırmak için kaçarken, kucağımdaki bebeğin öldüğüne de tanık oldum. Arkasına asıldığım kamyonun mayında uçmasıyla, ağır yaralanıp, günlerce komada kaldım. Bunun gibi birçok örnek var.

Yaser Arafat gibi devlet başkanlarıyla dostluklarınız oldu. Bir muhabir olarak röportaj yapmak isteyip de yapamadığınız biri var mı?
Geçmişte yaşamış olsaydım Nazım Hikmet, Albert Einstein, Leonardo da Vinci ve Fatih Sultan Mehmet’le de yapmayı isterdim.

12 EYLÜL VE DİYARBAKIR UÇAĞININ KAÇIRILMASI
12 Eylül’de Yılmaz Yalçıner darbeyi protesto etmek için Diyarbakır uçağını kaçırdığında uçaktaydınız. Bilerek mi oraya gittiniz yoksa tesadüfen mi?
Bilerek gitmedim, haberim yoktu ama o güne kadar böyle bir durumda ne yapabilirim diye düşünüyordum. Düşündüğüm şey gerçek oldu.

Terörist olduğunu düşündünüz mü o an? Yoksa darbeye direnen bir kahraman mıydı?
Anonsu yaptığı anda terörist olduğunu düşündüm ama hayatım hep okumakla, görerek ve gerçek hikâyelerle geçtiği için iz sürdüm. Dünyada o güne kadar hiç uçak kaçırılmasına ilişkin röportaj yapılmadı. Bunu yapmanın sana düştüğünü ama riski olduğunu da biliyorsun. Nitekim 5 gün cezaevinde kaldım ve işkence gördüm.

HABERCİYİM, KAMERA BENİM İÇİN ARAÇ
Gezi fotoğraflarını 21 muhabir imzası ile kitaplaştırdınız. Olaylar nasıl büyüdü size göre? Yani Park’tan Taksim’e nasıl yayıldı? Fotoğraflar arka plana dair konjonktürü de veriyor mu?
Bir foto muhabiri olarak geziye iki kere gittim, çektiğim fotoğrafları sadece arşivimde değerlendirdim. Dünya basınında yer alan, meslektaşlarımın çalışmalarına ilişkin bir kitabın oluşumunda editörlük yaptım. Gezi olaylarını siyasi olarak değerlendirme yetisine sahip değilim. Ancak o günlerde görevini yapan foto muhabirlerinin evrensel başarısı ve dünya basın fotoğrafçılığı alanında elde ettikleri ödüller, başarılar önemlidir.

Bugün gazeteci var mı? Siyasi görüşü ötesinde tarafsız takip etmeyi başarabiliyor mu gazeteciler?
Çok gazeteci var ama herhangi bir konu üzerine görüş bildirirken herkes otosansür yapmak zorunda kalıyor.

Haber, fotoğraf, belgesel… Artık bunların hangisine daha yakın hissediyorsunuz kendinizi?
Ben bir haberciyim, fotoğraf makinesi veya video kamera benim için bir araçtır. Estetik kaygılarım da vardır ama amacım tanık olduğum olaylara ilişkin dünyanın anlayacağı türde, şekilde, anlaşılır belge bırakmak amacımdır.

SURİYE İÇİN ÖNEMLİ OLAN BARIŞIN KALICILIĞI
Son yıllarda Suriye savaşına tanıklık ettiniz. Şimdilerde ise yeni bir savaşa girileceği konuşuluyor…
Şu anda ABD ve Rusya bölgede yeni bir düzenleme yapmaya çalışıyor. Tıpkı I. Dünya Savaşı’ndan sonraki gibi, bölge ülkelerinin kaderleri de haritaları da değişebilir ve ben bundan korkuyorum.

Şuanda mülteciler üzerine bir proje yapıyorsunuz… Meselenin bir siyasi boyutu bir de sosyolojik boyutu var. Bu meselenin üstesinden gelebildik mi sizce?
Mültecilik konusu üzerine kendi yapmış olduğum çalışmaların yanı sıra farklı objektiflerden farklı ülkelerdeki mülteci dramlarına tanıklık etmiş meslektaşlarımla Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’dan başlayıp, Ankara ve İstanbul’da sergiler açtık, paneller düzenledik. Şubat ayının başında da yine mülteci dramlarına tanık olmuş Tayland’ın başkenti Bangkok’ta sergimiz açılıyor. Ardından bu sergiyi Türkiye’de Gaziantep ve Avrupa’da da Paris ve Berlin gibi şehirlerde de devam ettireceğiz. Bu projenin uzun dönemde, katılımların artarak devam edeceğini düşünüyorum. Bizim başta yaptığımız hatalar ve onun yarattığı sonuçlar yakın zamanda fark edildi. Şu anda yapmamız gereken tek şey ülke olarak, bizde kalacak mültecilerin entegrasyonu, iş gücü ve yaşam kalitelerinde istismarın kaldırılıp, onların da artık bu toplumun bir parçası olarak kabul görmelerini sağlamak. Dönmek isteyenlere de ülkelerinde taraf tutmadan barışın kalıcı olması için çaba göstermek.

PERDE PİLAVINI GÜZEL YAPARIM
“Annemin Yemekleri” adında bir de yemek kitabı çıkardınız. Bu yönünüz nereden geliyor?
Yemek yemeyi severim, iyi de yemek yaparım. Yemek konusunda Türk mutfağı dâhil farklı mutfaklara ilişkin konferanslar da veriyorum. Annemin yemekleri projesini annem kalp ameliyatı olduğu dönemde, ona sürpriz olsun diye hazırladık. Çok da mutlu oldu. Siirtli olduğum için Siirt mutfağına ait yemekleri yaparım ama annem kadar iyi içli köfte açamam. Perde pilavında iyiyimdir.

En sevdiğiniz, en iyi yaptığınız yemek hangisi?
Kendi bulunduğum yörenin yemeklerini seviyorum. Onları ayda bir defa da olsa yaparım. Dolma yemeyi de yapmayı da çok seviyorum. Bunun dışında deniz ürünlerini çok seviyorum. Turşuyu da pas geçmemem gerekir.

EN ÇOK ÜLKEMİ, HİNDİSTAN VE UZAKDOĞU’ YU SEVİYORUM
İşiniz nedeniyle çok geziyorsunuz. Dünya’da gitmediğiniz yer kaldı mı?
Gitmediğim Afrika’da iki ülke var. Coğrafya olarak yok. Kamerun, Kuzey Kore, küçük ada ülkelerine gitmedim.

Sevdiğiniz ülke ve millet hangisi?
Kendi ülkemi çok seviyorum. Fransa’da 17 yıl yaşadım. Sonunda insan kendi ülkesine dönmek için hasret duyuyor. Hindistan’ı ve Uzakdoğu’yu severim. Her yıl bir kez gitmeye çalışırım.

Belgesel yapımcısısınız. Türkiye’nin belgesel alanında geldiği noktayı nasıl buluyorsunuz?
Teknolojik açıdan iyi bir noktadayız. Ama konu seçiminde bazı çekinceler olduğu için ortaya yeterince iyi işler çıkmıyor. Eğer bu korku ortadan kalkarsa çok iyi işler yapılabilir. Şu an kanalımız Katar’a satıldığından biz de eskisi gibi belgesel yapamıyoruz. Bu da benim için çok üzücü bir durum.

Nasıl bir arşiviniz var. Dijitalleşme ve teknoloji ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Farklı alanlarda birçok fotoğraf, video ve belge arşivim var. Birçoğu dijital ortamda bulunuyor ama teknoloji geliştikçe, bu dijital kopyaların da korunması ve yenilenmesi gerekiyor. Sonu olmayan ve sürekli yenilenen bir çalışma. Bu alanda çalışacak insanlara ihtiyaç var.

 

Devamını oku...

Mühendisliğin Dahisinin Replika Eserleri İstanbul’da…

Mühendisliğin Dahisinin Replika Eserleri İstanbul’da… 

Leonardo Da Vinci Expo: Dahi İstanbul’da.

Dünyanın en büyük ve en kapsamlı Leonardo Da Vinci sergisi, dünya turuna İstanbul’dan başlıyor. Sergi, 14 Aralık’ta UNIQ İstanbul’daki UNIQ Müze’de görülebilir.

Pek çok alanda şapkası olan Da Vinci’nin, çağının önünde olduğu alanlardan biri de mühendislikti… Leonardo Da Vinci, hayatı boyunca yaklaşık 6.000 adet icat, icat geliştirme ile tablo eskizi yaptı ve çok az bir kısmını hayata geçirdi. Da Vinci’ye adanmış en önemli sergi olarak tasarlanan uluslararası bu sergi, prömiyerini yaptığı Brugge’ün (Belçika) ardından dünya turuna ilk olarak İstanbul’da başlıyor. Da Vinci’nin orijinal eskizlerinden yola çıkılarak oluşturulan 100 replika ile birlikte; orijinal el yazması, tablo ve çizimlerin de dâhil olduğu 200’e yakın eser, 7 Nisan 2018’e kadar İstanbul Uniq Müze’de.

10 YILLIK BIR ÇALIŞMANIN SONUCU
Belçika ve Lüksemburg’dan mühendis, tarihçi, grafik sanatçıları ve zanaatkârlardan oluşan 22 kişilik bir ekip, 10 yıllık titiz bir çalışma ile koleksiyona imza attı. Daha önce keşfedilmemiş birtakım konuları örnekleyerek Da Vinci hakkındaki bilgileri artırmak isteyen sergide yer alan replikalar orijinal tasarımlara bağlı kalınarak ahşap ve metalden yapıldı.
Sanayi tipi hiçbir birleştirici unsurun kullanılmadığı bu çalışmaların bazıları orijinal boyutlarında iken bazılarının ebatları 60 cm ile 5 metre arasında değişiyor.

 

DA VINCI’ NİN HALİÇ KÖPRÜSÜ REPLİKASI
‘Leonardo Da Vinci Expo: Dahi İstanbul’da’ sergisinin en önemli ve 7 metre boyutuyla en büyük parçası; Da Vinci’nin Sultan II. Beyazıt döneminde inşa etmek istediği Haliç Köprüsü’nün replikası. 1502’de dünyanın en büyük, en güzel köprüsünü inşa etmek isteyen Da Vinci, Sultan II. Beyazıt’a tasarladığı bu talebiyle ilgili bir mektup göndermiş ancak köprü inşa edilememiştir. Köprü yapılsaydı o dönem dünyanın en uzun köprüsü olacaktı.
Bu çalışmaya dair belgeler, Osmanlı arşivlerinde yüzlerce yıl durmasının ardından 1950’lerde hak ettiği değeri bulmuştur. Da Vinci köprüsü daha kısa bir köprü olarak 2001 yılında Norveç’te küresel ısınmaya dikkat çekme amaçlı inşa edilmiş ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan köprüyü hak eden yerin Haliç olduğunu ifade etmişti.
Köprü, New York’ta bir teknoloji ve sanat müzesinin de gerçekleştirmek istediği planlar arasında yer almakta…
Sergi, sanat ve tarihi keşfetme misyonu ile çocuklarla ve okullarla paylaşma konusunda yararlı bir öğretim yardımı görevi yürütecek. Koleksiyonda yer alan birkaç eseri ve makineyi çocuklar kendi başlarına inceleyebilecek.

Sergi; Michelangelo, Albrecht Dürer, Giorgio Vasari, Donatello, Verrocchio, Giambologna, Raphael, Francesco Guardi ve Canaletto gibi Rönesans’ın diğer önemli sanatçıları ile Da Vinci’nin çağdaşlarının Da Vinci eserlerinden ilham alarak sunduğu örneklere ve orijinal belgelere de ışık tutuyor.

Devamını oku...