Havadan İlham Alan Kitaplar

Halil Cibran’ın ikinci eseri olma özelliği taşıyan kitap aynı zamanda sanatının gelişiminin de habercisi olma niteliğinde. Eseri iki sayfalık denemeler ve şiirler şeklinde ele alan yazarın anlatımında sergilediği ustalık okuyucuyu derinden etkiliyor. Eserde herkesin aynı şeylere bakıp farklı düşünceler barındırabileceği ve fikir zıtlıkları üzerinde durulmuş. Bunun yanında verilen bilgiler, neye nasıl bakarsan öyle görürsün kavramı üzerinde toplanıyor.

“Gerçek olan şu ki: Biz her zaman kendi habercilerimizdik ve bundan sonra da her zaman kendi habercilerimiz olarak kalacağız. Topladıklarımızın ve toplayacaklarımızın hepsi el değmemiş tarlalarda hayat bulacaklar. Biz tarlalarda; hem çiftçi, hem toplanan, hem toplayanız.”

KO Kitabın Ortası Dergisi Nisan sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

“Almıla Uluer: Oyunculuk Öğrenme İştahımı Açık Tutuyor”

Tiyatroya nasıl başladınız?

Konservatuvar okumak hiç aklımda olan bir şey değildi. Ben hukuk okumak, özellikle de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanıp avukat olmak istiyordum. Fakat lise birinci sınıfta karşıma bir tiyatro grubu çıktı. Marmaris’te bir tiyatro ekibi yelken kulübümüzün salonunu kullanmak için izin istedi, babam da kabul etti. Ben o sıra antrenman yapıyorum, onlar da salonda çalışıyorlar. Sürekli gözüm takılıyor, bunlar ne yapıyor diye merak ediyorum. Ben bakınıyorum diye ekibin yönetmeni beni çağırdı ve ekibe katılmamı söyledi. Düşündüm, babama sordum o da tamam git bakalım, dedi. Ekibe katıldım ve çok da zevk aldım. Fakat ben tiyatro oyuncusu olacağım demedim.  Lise son sınıfa geldiğimde, deli gibi üniversite sınavına hazırlanıyorum. Hâlâ hukuk okumak istiyorum. O sırada okulda bir tiyatro oyunu hazırlanacak,  edebiyat öğretmenimiz benim daha önce tiyatro oyununda oynadığımı bildiği için sen de oyuna katıl, dedi ve bana başrolü verdi.

KO Kitabın Ortası Dergisi Nisan sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Şair Ruhlu Bir Yazar: Behçet Necatigil

Sürekli Yeniyi Arayan Şair

Necatigil, şairliğinin yanı sıra radyo oyunu, deneme, antoloji, mektup, sözlük ve biyografi yazarı olarak da tanındı. Yerli ve yabancı yazarlardan yirmi iki roman ve hikâyeyi radyo oyununa uyarladı. Sürekli yeniyi arayan, sorgulayan kalemi, gerek içerik bakımından gerekse de biçimsel anlamda geleneksel şiirin yanı sıra Batı şiirinden beslenen yönelimi, dönem dönem değişen üslup denemeleri ile modern Türk şiirinde önemli bir yere sahiptir. Arada biçim yenileştirmelerinden ötürü yadırgandığı olsa da genellikle eleştirmenler tarafından “Tutarlı ve özel bir dünyası olan şair” olarak değerlendirildi. Şair, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” adlı antolojisinde kendisini şu sözlerle tanımlıyor:

“Şiirde kırk yılını, doğumundan ölümüne, orta halli bir vatandaşın, birey olarak başından geçecek durumları hatırlatmaya; ev, aile, yakın çevre üçgeninde, gerçek ve hayal yaşantılarını iletmeye, duyurmaya harcadı.”

KO Kitabın Ortası Dergisi Nisan sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Dr. Ümit Aktaş: “Hastalıkları Önlemenin Tek Yolu Doğru Beslenmek”

Kürleri ile mutlu bir birey olmanın tarifini bizlere sunan Dr. Ümit Aktaş’ı biraz tanıyabilir miyiz?

Mutluluğun en önemli kriterlerinden birinin içinizdeki potansiyele ulaşma, potansiyelinizi ortaya çıkarmak olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda kendimi şanslı hissediyorum. Çok yoğun çalışıyorum ama sevdiğim, değer verdiğim insanları hiç ihmal etmem, etmemeye çalışırım. Çünkü istediğiniz kadar başarılı olun çevreniz sevdiklerinizle sarılı değilse nafile… İçimdeki merak, görme, gezme, anlama, okuma isteği hiç bitmedi. Ben bunların tümüne yaşama sevinci diyorum. Bu anlamda da şanslıyım. Bir de herkes benim nasıl beslendiğimi merak ediyor. Hastalarıma nasıl beslenmelerini öneriyorsam aynen öyle… Hani bir laf vardır; doktorun dediğini yap, yaptığını yapma diye. Bu benim için geçerli değil.

KO Kitabın Ortası Dergisi Nisan sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Popüler Roman Anlayışının En Büyük Temsilcisi: Hüseyin Rahmi Gürpınar

17 Ağustos 1864 yılında İstanbul’un Ayaspaşa semtinde doğan Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk romanında doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli isimlerinden biri olmuştur. Sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olan Gürpınar, romanlarıyla ve öyküleriyle toplumun çağdaşlaşması adına çalışmalarda bulunmuştur.

Sokağı Edebiyata Sokan Sanatçı

Hüseyin Rahmi Gürpınar, hünkâr yaverlerinden Mehmet Sait Paşa’nın oğludur. Görevi sebebiyle zamanının çoğunu İstanbul dışında geçiren babasından etkilendiği söylenemez. Annesini de küçük yaşta kaybeden Gürpınar, babasının yanına Girit’e gitmek zorunda kalır. Bir süre Girit’te kalır ancak babasının evlenmesi üzerine ilkokul çağında anneannesinin yanına İstanbul’a gönderilir. Yazarın anne imgesi ve bu imgeden çok erken ayrılması, romanlarındaki ve öykülerindeki “yaşlı kadın” tiplerinin de ana çizgilerini oluşturmuştur.

Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağlamış, yapıtlarında İstanbul’un mahallelerindeki yaşam tarzını gerçekçi bir biçimde dile getirmiştir. Natüralizm ile usta bir sanat anlayışı ortaya çıkarmıştır. Ahmet Mithat Efendi geleneği ile beslenen ve bu geleneği devam ettiren Gürpınar, sokağı edebiyata sokan sanatçı olarak da tarif edilmektedir.

İlköğrenimden sonra, önce Mahmudiye Rüştiyesinde okumaya başlar fakat diplomasını alamadan Mahrec-i Aklam adı verilen bir tür meslek okuluna geçer. Bu okul devlet memuru yetiştiren bir okuldur. 1878’de Mülkiye İdadisine yazılır ancak baş gösteren hastalığı nedeniyle ayrılmak zorunda kalır.

 

KO Kitabın Ortası Dergisi Mart sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri Sergisi

Otomatlar, insansı robotlar ve insanoğlunun dünya serüvenini kolaylaştıran daha birçok teknolojik ve bilimsel buluş… Dünya tarihinin gördüğü en büyük dehalardan biri olan Artuklu Devleti’nin başmühendisi Cezeri’nin olağanüstü makineleri… Hepsi Uniq Expo’da başlayan Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri Sergisinde ziyaretçilerini bekliyor.

Anadolu’nun on binlerce yıllık tarihinin belki de en kaotik dönemlerinden birinde kurulan sıra dışı bir devlet: Artuklular. Amansız bir hâkimiyet mücadelesine kol gezdiği bir dönemde, bilimi, teknolojiyi, sanatı ve şehirleşmeyi bir an olsun elden bırakmayan bu sıra dışı devletin o dönem ki dahi mühendisi Cezeri’nin olağanüstü makineleri ve buluşları bugün bile insanlığa ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

“Tarihine bak, geleceği yaz!” ilkesinden hareketle hazırlanan sergi, Cezeri’nin muhteşem teknik ve bilimsel mirasını, dönemin kültürel atmosferini de yansıtacak şekilde ziyaretçilere ulaştırmayı amaçlıyor.

 

 

KO Kitabın Ortası Dergisi Mart sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Bilim, Sanat ve Edebiyat Özgünlük Gerektirir

Yeni kitabınız “Sultanın Korsanları: Osmanlı Akdeniz’inde Gazâ, Yağma ve Esaret 1500-1700” ile okurların karşısındasınız. Kitabınız ile ilgili neler söylemek istersiniz? Kitabınızda hangi konuları ele aldınız?

Bugüne kadar sadece idari bir perspektiften ele alınan Osmanlı korsanlığını hemen her açıdan incelemeye çalıştım. Osmanlı adını verdiğimiz korsanların aslında hangi etnik kökenlerden geldiklerinden korsanlığın iktisadi fonksiyonuna, İstanbul ve Kuzey Afrika’daki korsan merkezleri arasındaki ilişkilerden korsanlığın uluslararası hukuktaki yerine, korsan akınlarında kullanılan askeri taktiklerden Akdeniz’in kendine has iklim, rüzgâr rejimi ve topografyasının korsanlık faaliyetini nasıl etkilediğine, gazilerimizin değişen gemi teknolojisine nasıl adapte olduğundan güvertedeki yaşamın en ince detaylarına kadar daha önce incelenmemiş birçok meseleyi 12 ayrı bölümde, 500 sayfada irdeledim.

 

KO Kitabın Ortası Dergisi Mart sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Ana Ben Gidiyorum Düşmana Karşı

Çanakkale Savaşlarının seyrini kaldırdığı 215 kiloluk top mermisiyle değiştiren ve Türk milletinin unutulmaz bir zafer kazanmasında etkin rol oynayan Koca Seyit’in torunu Muhammed Yıkar ile Seyit Onbaşı’nın hayatını konuştuk.

1889 yılının Eylül ayında Balıkesir’in Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Gürbüz yapılı ve pehlivan görünüşlüydü. Bu nedenle askere gittiğinde adına “Koca” lakabı da eklendi.

Askerlik yaptığı Çanakkale Boğazı’nın Rumeli yakasında, Kilitbahir denilen mevkide 28’lik Mecidiye bataryasında Seyit ile birlikte kırk kişi vardı. 18 Mart 1918 tarihinde, önce Fransız sonra İngiliz zırhlıları Çanakkale boğazında görüldü. Anadolu ve Rumeli kıyılarından ateş ve dumanlar göklere yükselmekteydi. İngilizlerin en büyük savaş gemilerinden Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Koca Seyit’in bataryasının bulunduğu Kilitbahir önlerine gelmiş, kıyıyı top ateşine tutmuştu. Koca Seyit, denizde hâlâ ateş püsküren düşman zırhlısına, yerde yatan arkadaşlarına, bir de topa bakmış ve her biri 215 kilo ağırlığındaki mermilere yönelmiş. 215 kiloluk yüküyle 28’lik topun altı basamağını çıkan Koca Seyit mermiyi topun ağzına yerleştirmeyi başarmış, ardından topun namlusunu Ocean’ın üzerine çevirmiş ve topu ateşlemişti. Gemi isabet almıştı. Bu olay üzerine Batarya komutanı Hilmi Bey, derhal Mecidiye bataryasına koşmuş ve topu Seyit’le arkadaşının ateşlediğini öğrenmişti. Komutan Hilmi Bey hemen oracıkta Koca Seyit’e onbaşı rütbesini takıyor; Koca Seyit, “Nasıl yaptın?” sorusuna ise şu cevabı veriyordu: “Cenab-ı Hakkın yardımıyla.”

Bu olaydan sonra Seyit Onbaşı’nın doğup büyüdüğü eski adı Manastır olan köyün adı Seyit Onbaşı’nın anısına Kocaseyit olarak değiştirilmiştir ve burada yer alan Seyit Onbaşı’nın kabri için anıtsal bir alan oluşturulmuştur. Ayrıca Çanakkale Savaşı’ndan arta kalan, savaşla ilgili objelerin ve sergilendiği “Koca Seyit Anıt Müzesi” adında bir de müze vardır.

 

KO Kitabın Ortası Dergisi Mart sayısını Turkcell Dergilik uygulamasından keyifle okuyabilirsiniz!

Devamını oku...

Uzay Yolculuğuna Çıkmaya Hazır mısınız?

Dünyadakine benzer kayalık bileşenlere sahip gezegenleri belirtir. Dünya, Venüs ve Mars’ın elverişli atmosferleri vardır, fakat Merkür’ün atmosferi oldukça incedir. Yazara göre bu gezegenler çoğunlukla, sıvı metalik hidrojen ve biraz helyumdan oluşmuş iri kürelerin derinliklerine gömülü, küçük kayalık çekirdeklerden oluşurlar ve bulutlu atmosferlerle kaplıdırlar.

“Bütün güneş sistemi, donmuş buz ve kaya parçalarından oluşmuş Oort Bulutu adı verilen bir kabuk ile çevrilidir. Güneş sistemi ile en yakın yıldız arasındaki mesafenin yaklaşık dörtte birini kaplar. Hem Kuiper Kuşağı hem de Oort Bulutu gördüğümüz çoğu kuyrukluyıldızın kaynağıdır. Neredeyse büyün ana gezegenlerin, bazı cüce gezegenlerin ve bazı asteroitlerin doğal uyduları vardır. Bizim en aşina olduğumuz uydu dünyanın uydusu olan Ay’dır. Ay’ın yüzeyi insanların dünya haricinde ayak bastığı tek gezegendir. Mars’ın Phobos ve Deimos adında iki uydusu varken Merkür ve Venüs’ün hiç uydusu yoktur.”

Güneş Sisteminin Gezegenleri

Kitaba göre güneş sistemindeki bütün gezegenler yörünge denen bir yolu takip ederek güneşin etrafında seyahat ederler. Kepler Kanunları bu yolların özelliklerini tanımlamıştır. Bu kanunlara göre yollar elips biçimindedir. Güneş de elipsin iki odak noktasından birinde bulunur. Nesne ne kadar uzak bir yörüngedeyse güneşin etrafında dolaşması o kadar uzun zaman alır. Güneş ile nesne arasına bir çizgi çekilirse, Kepler Kanunları’na göre bu çizgi, nesne güneşin etrafında dönerken eşit zaman aralıklarında, eşit alanları tarar.

Yunan Gökyüzü Gözlemcileri

İlk Yunan gökyüzü gözlemcileri, gökyüzünde gezinen yıldıza benzer cisimlerden bahsederken “gezgin” kelimesini kullanırlardı. Bugün gezegen kelimesini, Plüton hariç güneş sisteminin sekiz gökcismi için kullanmaktayız. Gezegen bilimciler 2005 yılında Plüton’dan daha büyük olan Eris’i bulduklarında gezegen kelimesinin önemli olduğunu belirtmişlerdir. Bu durumda evrenin gizemini anlamak için önem taşımaktadır.

Kitaba göre gezegenleri şekillendiren güçler:

Volkanizma, volkanlar mineral zengini lavlar püskürttüğünde oluşur. Bu durum bizim gezegenimizde, Venüs’te ve Jüpiter’iin uydusu Io’da gerçekleşmektedir. Geçmişte Merkür ve Mars’ta da meydana gelmiştir.

Buzul volkanizması, buzlu maddenin yüzeyin altından fışkırdığı yerlerde olur; çoğunlukla dış güneş sisteminin donmuş uydularında meydana gelir.

Tektonizma, alttan gelen ısıyla bir gezegen ya da uydunun yüzey katmanlarını büker. Dünyadaki tektonizma, gezegenimizin yer kabuğunun altındaki kayaç levhalarının hareketlerinden kaynaklanır.

Aşınma ve erezyon yüzeyleri değişime uğratır. Dünyada rüzgârın taşıdığı kumlar yüzey şekillerini biçimlendirir ve akan sular yüzeyleri aşındırır. Bu durum aynı zamanda, rüzgârların tozlarını ve kumları yüzey boyunca savurduğu Mars’ta meydana gelir.

Yazara göre küresel kümler, evrendeki en yaşlı yıldız topluluklarıdır. Galaksinin tarihi kadar eski bir dönemde oluşmuşlardır. Yıldız yağmuru bölgelerinde özellikle de galaksilerin birbirleriyle çarpışıp etkileşime girdikleri yerlerde pek çok küresel küme bulunur. Bizim galaksimizde yaklaşık 100 tane küresel küme mevcuttur. Bu kümenin yıldızları çok yaşlı ve metal açıdan da fakirdir. Bu da onların evren hâlâ oldukça gençken oluştukları ve doğum bulutlarında birkaç tane ağır elementin var olduğunu gösterir.

Biliyor muydunuz?

Yedi Kız Kardeş

Ülker (Pleiades) astronomi standartlarınca epey genç yıldızlara sahip, 100 milyon yıl önce oluşmuş yıldız kümesidir. Binden fazla yıldızı kapsar ve bunların çoğu kırk üç ışık yılı uzaklıktaki bir alanda kümelenmişlerdir. Dünyadan çıplak gözle yedi parlak yıldızı görebiliriz. Teleskopla bakınca bunların etrafında, kümenin içinde geçmekte olduğu mavimsi bir gaz ve toz bulutlarıyla çevrili olduğunu görebilirsiniz. Kümedeki yıldızlar, Orion’un ayağının yakınındaki bir bölgeye doğru galaksi boyunca hareket ederken, kütle çekiminin etkisiyle yaklaşık 250 milyon yıl daha bir arada kalacaktır. Hareket ettikçe birbirlerinden uzaklaşmaya başlayacaklar.

Kitap: Evren 101 

Devamını oku...

Bu Ağaçların Bir Derdi Var mı?

20. Yüzyılın en önemli şairleri arasında yer alan Hermann Hesse, 2 Temmuz 1877 yılında Almanya’da dünyaya geldi. İlk şiirini 25 yaşında yazan Hesse, 1904 yılında serbest yazarlığa başlayarak; roman, öykü, deneme, şiir ve kültür alanındaki yazılarıyla tüm dünyada milyonlarca okur kitlesine ulaşmayı başarmıştır. Eserlerinde ise insanın kendisi olma, kendini tanıtma ve bireyin toplumdaki rolünü ele alan konular üzerinde yoğunlaştırmıştır.

İnsanlık için Gönüllü Oldu

“Bozkırkurdu”, “Siddharta”, “Peter Camenzind”, “Demian”, “Narziss ve Goldmund”, “Çarklar Arasında ve Boncuk Oyunu” romanları yazarın en tanınan edebi eserleri arasında yer alır. Yapıtlarında, bireylerin öz benliğine kavuşmasını konu alır. Ayrıca, eserlerinde Doğu kültüründen birçok özelliğini işlemiştir. Birinci Dünya Savaşı başladığında Alman Hükümeti’ne savaşmak için gönüllü olduğunu bildiren Hesse, sağlık sorunları nedeniyle savaşa katılmamıştır. Ancak savaş tutsaklarının bakımı için hizmet vermeye başlamıştır. Yazar bu yüzden bir dönem Almanya tarafından sevilmemiştir.

Kitap içerisinde sizler için seçtiğimiz ağaç hikâyeleri:

Ağaçlar:

Ağaçlar hep en etkileyici vaizler olmuştur benim için. Ormanlar ve korularda halklar ve aileler halinde yaşayan ağaçlara hayranım ben. Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibidirler. Tepelerinde uğuldar dünya, kökleri sonsuzluğa uzanır ama sonsuzlukta kaybolup gitmez, var güçleriyle tek bir şey için onlara özgü büyüyüp serpilmek, varlıklarını ortaya koymak için çabalarlar. Hiçbir şey daha mükemmel değildir güzel, güçlü bir ağaçtan.

Bir ağaç kesildiğinde ve çıplak, ölümcül yarasını güneşe gösterdiğinde, gövdesinden geriye kalan o ak kütüğünden, o mezar taşından tüm tarihi okunabilir. Yaş halkaları ve yumrularında birebir yazılıdır tüm mücadeleler, tüm acılar, tüm hastalıklar, tüm mutluluk ve serpilişler, kurak yıllar, bereketli yıllar, savuşturulmuş saldırılar, atlatılmış fırtınalar.”

Kestane Ağaçları

Bir süre yaşadığımız her yer, ancak orayla vedalaştıktan epey sonra belleğimizde biçim kazanır ve hiç değişmeyen bir imgeye dönüşür. Orada bulunduğumuz ve gözümüzün önünde olduğu sürece, tesadüfi ya da kalıcı şeylere hemen hemen aynı önemi atfederiz, gereksiz ayrıntılar ancak çok sonra silinir gider. Belleğimizde sadece hatırlamaya değer olanlar kalır; öyle olmasaydı, hayatımızın tek bir yılını bile korkmadan, gözümüz kararmadan bakamazdık!

Bir yerin biz de kalan imgesinde neler neler vardır; su, kaya, çatılar ve meydanlar ama benim için özellikle de ağaçlar. Bizatihi güzel ve sevilesidir onlar kendini binalarda ifade eden insanın karşısına doğanın masumiyetini koymakla kalmaz, toprağın türü, iklim ve hava, ayrıca insanın anlamı üzerinde de çok şey söylerler. Şimdi yaşadığım köyün daha sonra hafızamda nasıl yer edeceğini bilmiyorum. Fakat hiçbir ağacın, çalının yetişmediği bir şehri ya da doğayı zihnimde tam olarak canlandıramadığım gibi o tür yerler ben de hep bir karaktersizlik izlenimi uyandırır.”

Kitap: Ağaçlar-Hermann Hesse

Devamını oku...